Şu anda piyasa verileri güncelleniyor. Lütfen kısa bir süre sonra tekrar deneyiniz.

İstanbul Açık
İstanbul hava durumu
18 °
  • ANASAYFA
  • ŞÖYLEŞİ
  • LEZZETİN ÖTESİNDE: MAHKEME SOHBETLERİ’NDE GASTRONOMİNİN GELECEĞİNE AYNA TUTTUK

LEZZETİN ÖTESİNDE: MAHKEME SOHBETLERİ’NDE GASTRONOMİNİN GELECEĞİNE AYNA TUTTUK

WhatsApp Image 2026-10-07 at 10.50.23

(Esra Hasnalçacı yazıyor...)

Bazı toplantılar vardır; salondan çıktığınızda konuşulanlar kısa süre içinde unutulur. Bazı buluşmalar ise masadan kalktıktan sonra da zihninizde konuşmaya devam eder. Benim için Türkiye’de İş Dünyası dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Celal Toprak öncülüğünde gerçekleştirilen “Mahkeme Sohbetleri” tam da böyle bir buluşma.

İstanbul Karaköy’deki Mahkeme Lokantası’nın kendine özgü atmosferinde, her ay dönemin ve sektörün öne çıkan bir başlığını, o alanı gerçekten bilen, yaşayan ve yön veren isimlerle konuşuyoruz. Büyük salonlarda yüzlerce kişinin dinlediği klasik toplantıların aksine burada daha küçük, daha özel ve daha samimi bir masa kuruluyor. Fakat masanın etrafındaki insan sayısı az olsa da konuşulanların ağırlığı oldukça büyük.

Çünkü Mahkeme Sohbetleri’nin asıl gücü kalabalığında değil, ortak akıl üretme biçiminde yatıyor.

Bu buluşmaların geçmişine baktığımda bunun tesadüf olmadığını daha iyi görüyorum. İlk toplantılardan itibaren gayrimenkulden dijitalleşmeye, e-ticaretten markalaşmaya, kimya ve kozmetikten turizme kadar farklı sektörlerin gündemleri aynı masa etrafında ele alınmış. Örneğin serinin ikinci buluşmasında gayrimenkul sektöründe yabancı satışlar konuşulurken, 10’uncu toplantıda “İş Dünyasında Ortak Akıl” başlığıyla dijitalleşme ele alınmış.

Bu açıdan baktığımda Mahkeme Sohbetleri’nin yalnızca bir yemek daveti veya bir sektör buluşması olmadığını düşünüyorum. Burası, Türkiye’nin iş dünyasının nabzının daha yakından tutulduğu, farklı bakışların birbirini tamamladığı ve konuşulanların mümkün olduğunca hayatın içine taşınmaya çalışıldığı özel bir fikir masası.

Bu ayki konu ise benim için ayrıca anlamlıydı: Gastronomi.

Üstelik bu sohbeti, 29 Eylül’de gerçekleştirilen 5. Uluslararası Güvenilir Ürün Zirvesi ve Feed the Future Ödülleri’nin hemen ertesi günü gerçekleştirdik. Bir gün önce gıda, tarım, üretim, güvenilir ürün, sürdürülebilirlik, yerli üretim ve geleceğin kaynakları üzerine konuşulmuş; 120 kişilik uzman jüri yapısıyla 36 farklı kategoride değerlendirilen Feed the Future Ödülleri sahiplerini bulmuştu.

Ertesi gün ise bütün bu başlıkların insan hayatındaki en sıcak karşılıklarından biri olan gastronomiyi konuştuk.

Benim açımdan bu zamanlama son derece anlamlıydı.
Çünkü gastronomi sadece yemek değildir.

Gastronomi; tarımdır, üreticidir, emektir, kültürdür, turizmdir, istihdamdır, ihracattır, markadır. Bir ülkenin hafızasıdır. Anneden çocuğa, ustadan çırağa, köyden şehre aktarılan bir kültür mirasıdır.

Bir tabakta sadece yemek görmeyiz.
O tabağın içinde toprağın kokusu, çiftçinin emeği, üreticinin alın teri, şefin yaratıcılığı, geçmişten gelen bir tarif, coğrafyanın karakteri ve bazen de bir ailenin hikâyesi vardır.

Türkiye bu açıdan dünyanın en büyük gastronomi hazinelerinden birine sahip ülkelerden biridir.
Anadolu’nun her köşesinde ayrı bir ürün, ayrı bir teknik, ayrı bir tarif ve ayrı bir hikâye var. Ancak benim için asıl mesele, bu zenginliğin yalnızca sofralarımızda kalmaması.
Bu değerleri markalaştırmamız, doğru anlatmamız, güvenilirliğini korumamız, gelecek kuşaklara aktarmamız ve dünyanın farklı coğrafyalarında Türkiye’nin gastronomi kimliğini daha güçlü şekilde temsil etmemiz gerekiyor.

Mahkeme Sohbetleri’nde beni en çok etkileyen taraf da tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Masada herkes kendi penceresinden konuşuyor ama konu bir noktada Türkiye’nin ortak meselesine dönüşüyor.

Birinin söylediği bir cümle, diğerinin deneyimiyle başka bir anlam kazanıyor. Bir sektörün problemi, başka bir sektörün çözüm önerisiyle yeniden değerlendiriliyor. İşte ben buna ortak akıl diyorum.

Daha önce gastronomi üzerine yapılan Mahkeme Sohbetleri’nde de İstanbul’da bir gastronomi zirvesi ve bu zirvenin yol haritasını oluşturacak bir Gastronomi Konseyi fikri gündeme gelmişti. Bu da gösteriyor ki gastronomi, Türkiye’de artık yalnızca yeme-içme sektörünün bir başlığı olarak değil; ekonomi, turizm, kültür ve marka değeri açısından çok daha geniş bir perspektifle ele alınıyor.

Ben de bu masada bulunurken bir kez daha şunu düşündüm:

Türkiye’nin gastronomi hikâyesini artık sadece anlatmak değil, birlikte yazmak zorundayız.

Bunun yolu da üreticiden şefe, yatırımcıdan akademisyene, turizmciden medya mensubuna kadar farklı kesimlerin aynı masada buluşmasından geçiyor.

Mahkeme Sohbetleri’nin bana göre en değerli tarafı da burada.

Kürsü yok.
Mesafe yok.
Uzun protokol konuşmaları yok.
Daha çok samimiyet, deneyim ve doğrudan iletişim var.
İnsanlar bildiklerini anlatıyor, yaşadıklarını paylaşıyor, sektörün sorunlarını ortaya koyuyor ve çözüm yolları üzerine düşünüyor.
Ben böyle toplantıların iş dünyasına gerçek anlamda değer kattığına inanıyorum.
Çünkü ekonomik gelişme yalnızca rakamlardan ibaret değil. Bazen bir ülkenin geleceğini değiştiren fikir, küçük bir masada yapılan samimi bir sohbetin içinden çıkabiliyor.

Karaköy’deki o masada gastronomiyi konuşurken aslında Türkiye’nin geleceğini de konuştuk.

Üretimin geleceğini…
Güvenilir ürünün geleceğini…
Gençlerin bu sektördeki yerini…
Kadın emeğini…
Anadolu’nun yöresel değerlerini…
Coğrafi işaretleri…
Turizmi…
Markalaşmayı…
Ve en önemlisi, Türkiye’nin sahip olduğu büyük potansiyeli nasıl daha doğru değerlendirebileceğimizi…

Bir gün önce Feed the Future Ödülleri’nde güvenilir üretim ve geleceğe değer katan çalışmaların görünür hale getirildiğine tanıklık etmişken, ertesi gün gastronomiyi aynı perspektiften değerlendirmek benim için güzel bir bütünlük oluşturdu.

Çünkü güvenilir ürün ile gastronomi birbirinden ayrı düşünülemez.

İyi gastronominin temelinde iyi ürün vardır.
İyi ürünün temelinde ise güvenilir üretim vardır.
Güvenilir üretimin temelinde de emeğe, doğaya, tüketiciye ve geleceğe saygı vardır.

Bu zincirin herhangi bir halkasını eksik bıraktığımızda ortaya çıkan değer de eksik kalır.
Ben Mahkeme Sohbetleri’nden ayrılırken yine aynı duyguyu taşıdım:
İyi ki böyle masalar var.

İyi ki farklı sektörlerden insanlar bir araya geliyor.

İyi ki konuşuyoruz.
İyi ki dinliyoruz.
İyi ki birbirimizin deneyiminden yararlanıyoruz.

Ve iyi ki iş dünyasının meselelerini sadece büyük organizasyonlarda değil, daha küçük ama daha derin sohbetlerde de tartışıyoruz.

Çünkü bazen bir ülkenin geleceğine ışık tutan şey, yüzlerce kişinin alkışladığı büyük bir salon değil; birkaç kişinin aynı masa etrafında samimiyetle söylediği doğru bir cümledir.
Benim için bu ayki Mahkeme Sohbetleri tam olarak böyleydi.

Gastronomiyi konuştuk ama aslında Türkiye’nin lezzetle büyüyebilecek geleceğini konuştuk.

Ve o masadan bir kez daha umutla kalktım.

Çünkü Türkiye’nin toprağında da mutfağında da insanında da çok büyük bir hikâye var.
Bize düşen, bu hikâyeyi doğru insanlarla, doğru fikirlerle ve ortak akılla geleceğe taşımak.

İşte Mahkeme Sohbetleri’nin benim için anlamı da tam burada başlıyor.
Bir masa, birkaç güçlü fikir ve Türkiye’nin geleceğine dair kocaman bir sohbet…

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?