
(Esra Hasnalçacı yazıyor...)
Bazen bir mekâna yalnızca bir ihtiyacınızı gidermek için girersiniz; fakat kapısından çıktığınızda yanınıza aldığınız şey bir kahveden, bir kruvasandan ya da güzel geçirilmiş birkaç dakikadan çok daha fazlasıdır. Bazen bir mekân size insanı, dostluğu, memleketi, samimiyeti ve hâlâ kaybolmadığını görmek istediğimiz güzel değerleri hatırlatır. Benim için de Karaköy’de Moka Kafe’ye yaptığım ziyaret tam olarak böyle bir karşılaşmaya dönüştü.
Bugün, 1 Ekim Dünya Kahve Günü’nün de anlamıyla buluşan bu güzel mekânda, kahvenin yalnızca bir içecek olmadığını bir kez daha hissettim. Kahve; insanları aynı masanın etrafında buluşturan, sohbetleri başlatan, dostlukları güçlendiren, bazen hiç tanımadığımız insanlarla bile aramızda sıcak bir bağ kuran kadim bir kültürdür. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırının olması da aslında boşuna değildir. Çünkü kahvenin asıl hatırı, fincanın içinde değil, o fincanın etrafında kurulan insan ilişkilerindedir.
Moka Kafe Karaköy de bana bu duyguyu yaşatan mekânlardan biri oldu. Kahve ve kruvasan çeşitlerinin lezzeti kadar mekânda hissedilen sıcaklık, insanların birbirine yaklaşımı ve samimiyet dikkatimi çekti. İnsanın yorucu hayat temposundan birkaç dakikalığına uzaklaşmak, kendisini dinlemek, bir kahvenin kokusuyla zihnini dinlendirmek ve güzel bir sohbetin içinde nefes almak istediğinde gitmek isteyeceği yerlerden biri olduğunu düşündüm.
Mekânı işleten Mert Uyar’ın çocukluk arkadaşım olması, Kayserili Ahmet Çarşıbaşı’nın ise kardeşi Betül Çarşıbaşı ile birlikte bu güzel işletmeye emek vermesi, karşılaşmamı benim için daha da anlamlı hâle getirdi. Çünkü bazen hayatın en güzel tesadüfleri, insanı hiç beklemediği bir anda kendi hikâyesine götürür. Sohbet ilerledikçe memleketlim Kayseri’nin çıkması da işte böyle güzel bir duygu bıraktı bende.
İnsanın toprağının çekmesi diye bir söz vardır. Nerede olursanız olun, dünyanın hangi şehrinde yaşarsanız yaşayın, aynı toprağın insanıyla karşılaştığınızda aranızda tarif edilmesi zor bir yakınlık oluşur. Bir kelime, bir bakış, bir memleket adı, çocukluğa ait küçücük bir hatıra bile insanı yıllar öncesine götürmeye yeter. Ben de Moka Kafe’de bunu bir kez daha yaşadım. Karaköy’ün hareketli atmosferinin içerisinde, bir anda Kayseri’nin sıcaklığını, tanıdıklığını ve insanın içine işleyen o memleket duygusunu hissettim.
Belki de kahvenin insan hayatındaki en güzel taraflarından biri tam da budur. Kahve sınır tanımaz. Dili, dini, kültürü, yaşı, mesleği birbirinden farklı insanları aynı masada buluşturabilir. Bir fincan kahve bazen bir iş görüşmesinin başlangıcı, bazen uzun zamandır görüşülmeyen bir dostla yeniden kurulan bağ, bazen bir ailenin sohbetinin eşlikçisi, bazen de insanın kendi kendisiyle baş başa kaldığı küçük ama kıymetli bir mola olur.
Dünyanın dört bir yanında kahve etrafında oluşan kültürlere baktığımızda, kahvenin yalnızca ekonomik bir ürün değil, aynı zamanda sosyal hayatın önemli bir parçası olduğunu görürüz. Kahve üreticisinden çiftçisine, kavurucusundan baristasına, işletmecisinden çalışanına, müşterisinden sohbet arkadaşına kadar geniş bir insan zincirini birbirine bağlar. Bir fincan kahvenin arkasında emek vardır, alın teri vardır, üretim vardır, ticaret vardır ve en önemlisi insan vardır.
Bugün ekonominin yalnızca rakamlardan ibaret olmadığını daha fazla anlamamız gereken bir dönemdeyiz. Bir işletmenin gerçek değeri sadece cirosunda, müşteri sayısında veya tabelasında değil; insana dokunduğu noktada ortaya çıkar. İnsan kendisini değerli hissettiği, güler yüzle karşılandığı, samimiyet gördüğü ve birkaç dakikalığına da olsa hayatın telaşından uzaklaştığı mekânları unutmaz. Çünkü ticaretin kalıcı olan tarafı, insanla kurulan güven ve ilişkidir.
Moka Kafe’de hissettiğim memnuniyetin temelinde de yalnızca kahvenin veya kruvasanın lezzeti yoktu. Asıl güzellik, insan sıcaklığının hâlâ hayatımızın içinde olduğunu görmekti. Günümüzde herkesin hızlı yaşadığı, insanların birbirine ayırdığı zamanın azaldığı, yüz yüze sohbetlerin yerini çoğu zaman ekranların aldığı bir dünyada; bir masada oturup kahvenizi yudumlarken karşınızdaki insanın gözlerine bakarak konuşabilmek başlı başına kıymetli bir zenginliktir.
Kahve işte tam da bu noktada insanlığın ortak dili hâline gelir. Kahvenin kokusu insana huzur verir, sıcaklığı içimizi ısıtır, sohbeti uzatır, dostluğu pekiştirir. Bazen bir kahve eşliğinde kurulan tek bir cümle, insanın bütün gününü değiştirebilir. Bazen tanımadığınız bir insanla başlayan küçük bir sohbet, yıllar sonra hatırlayacağınız güzel bir anıya dönüşebilir.
1 Ekim Dünya Kahve Günü vesilesiyle kahveyi yalnızca tükettiğimiz bir ürün olarak değil, bizi birbirimize bağlayan kültürel bir değer olarak düşünmek gerektiğine inanıyorum. Kahvenin dünyadaki yolculuğu, farklı coğrafyaları birbirine bağlayan büyük bir hikâyedir. Fakat bu hikâyenin en güzel bölümü, hâlâ insanın insanla kurduğu bağda saklıdır.
Ben Moka Kafe Karaköy’e bir ihtiyaç vesilesiyle girdim; fakat oradan bir memnuniyet, güzel bir sohbet, çocukluk arkadaşım Mert Uyar ile karşılaşmanın mutluluğu, Ahmet ve Betül Çarşıbaşı’nın samimiyeti ve memleketlim Kayseri ile karşılaşmanın sıcaklığıyla ayrıldım. Bir mekânın insanda bıraktığı iz tam da budur. Kahvenin tadı damağınızda kalabilir; ama insanlığın, samimiyetin ve dostluğun tadı gönlünüzde kalır.
Belki de bugün hepimizin ihtiyacı olan şey biraz daha yavaşlamak, bir kahvenin başında birbirimizi gerçekten dinlemek ve hayatın bize sunduğu küçük güzelliklerin farkına varmaktır. Çünkü dünya ne kadar değişirse değişsin, insanın insana ihtiyacı hiç değişmeyecek.
Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı varsa, bunun sebebi kahvenin kendisi değildir. O fincanı kiminle içtiğimiz, hangi sohbeti paylaştığımız, hangi duyguyu taşıdığımız ve o anın bize ne hissettirdiğidir.
Karaköy’de Moka Kafe’de benim için kahvenin yanında biraz memleket, biraz dostluk, biraz geçmiş ve çokça insanlık vardı. İşte bu yüzden bazı mekânlar yalnızca gidilen yerler değildir; insanın hafızasında güzel bir yer edinen, tekrar gitmek istediği ve başkalarına da gönül rahatlığıyla anlatmak istediği adreslerdir.
Bugün 1 Ekim Dünya Kahve Günü’nde, kahvenin dünya üzerindeki milyonlarca insanı aynı duyguda buluşturan sıcaklığını selamlarken; emeğiyle, samimiyetiyle ve insan sevgisiyle güzel mekânlar oluşturan herkese de teşekkür etmek istiyorum.
Çünkü hayat bazen çok büyük mutlulukları çok küçük anların içine saklar. Bazen o küçük an, bir fincan kahvedir. Bazen bir kruvasanın eşlik ettiği güzel bir sohbet… Bazen çocukluk arkadaşını yeniden görmek… Bazen hiç beklemediğin anda memleketlinle karşılaşmak… Ve bazen de bütün bunların içinde, insanlığın hâlâ ne kadar güzel olduğunu yeniden hatırlamak.
Benim Moka Kafe Karaköy’de yaşadığım da tam olarak buydu: Bir fincan kahvenin içinde saklı kocaman bir insanlık hikâyesi.
