
(Esra Hasnalçacı yazıyor...)
Ben Kayseri’de yaşayan bir insan olarak Erciyes’e her baktığımda sadece bir dağ görmüyorum.
Ben orada Kayseri’nin geçmişini, bugününü ve geleceğini görüyorum.
Kış geldiğinde Erciyes’in beyazlara bürünmesi benim için yalnızca güzel bir manzaranın başlaması değildir. Şehrin yeniden hareketlenmesi, insanların yüzünde farklı bir heyecanın oluşması, dünyanın farklı yerlerinden insanların Kayseri’ye doğru yola çıkmasıdır.
Erciyes, Kayseri’nin gökyüzüne uzanan simgesi olduğu kadar, bugün şehrimizin dünyaya açılan en önemli kapılarından biridir.
Sabah şehirde güne başlayıp kısa bir yolculukla kendinizi bambaşka bir dünyanın içinde bulabilmek büyük bir ayrıcalık.
Şehirden uzaklaşmadan dağın zirvesine yaklaşmak…
Kayaklarınızı takıp pistlere çıkmak…
Snowboard yapan gençleri izlemek…
Teleferikle yukarı doğru yükselirken Kayseri’yi uzaktan seyretmek…
Bir pistten diğerine geçerken Erciyes’in büyüklüğünü hissetmek…
Bütün bunlar insana yalnızca spor yaptığını değil, doğanın içinde yaşadığını hissettiriyor.
Ben Erciyes’in en güzel taraflarından birinin de insanları bir araya getirmesi olduğunu düşünüyorum.
Aynı pistte dünyanın farklı ülkelerinden gelen sporcuları, kayak tutkunlarını, snowboard meraklılarını, aileleri ve çocukları görmek mümkün.
Dilleri farklı olabilir, ülkeleri farklı olabilir, kültürleri farklı olabilir.
Ama karın üzerinde herkes aynı heyecanı yaşıyor.
Aynı zirveye bakıyor.
Aynı pistte özgürlüğü hissediyor.
İşte bence Erciyes’in dünyaya verdiği en güzel mesajlardan biri de bu.
Sporun dili ortak.
Ve Kayseri, bu ortak dilin konuşulduğu önemli merkezlerden biri haline geliyor.
Erciyes’in uluslararası yarışmalara ev sahipliği yapması da benim için ayrı bir gurur.
Dünyanın farklı yerlerinden profesyonel sporcuların Kayseri’ye gelmesi, yarışması, burada konaklaması ve şehrimizi tanıması; aslında yalnızca bir spor organizasyonu değildir.
Her gelen sporcu, her gelen ziyaretçi, Kayseri’nin dünyaya açılan yeni bir penceresidir.
Bir sporcunun burada yaşadığı güzel bir anı, bir ailenin Kayseri’de geçirdiği güzel bir hafta sonu, bir turistin şehrimizden memnun ayrılması; bence yapılan en güzel tanıtımlardan biridir.
Çünkü şehirler sadece reklamlarla tanınmaz.
İnsanların hafızasında bıraktıkları güzel duygularla tanınır.
Erciyes’in bu anlamda Kayseri’ye çok büyük bir katkısı olduğunu düşünüyorum.
Ama Erciyes’i benim gözümde özel yapan sadece kayak ve snowboard değil.
Bazen insan bütün gün kayak yaptıktan sonra akşam üzeri bir kenara çekilip karın sessizliğini dinlemek istiyor.
Elinize sıcak bir salep alıyorsunuz.
Soğuk havada o sıcaklığın içinize yayıldığını hissediyorsunuz.
Sonra bir de sucuk ekmek…
İşte o an, Erciyes’in başka bir yüzü ortaya çıkıyor.
Kayseri’nin lezzetiyle Erciyes’in soğuğu bir araya geliyor.
Sıcak sucuk ekmeğin kokusu, karın beyazlığı, dağın sessizliği ve elinizdeki sıcak salep…
Bazen bir şehri anlatmak için uzun cümlelere gerek yoktur.
Bir sucuk ekmek, bir bardak salep ve Erciyes’in manzarası Kayseri’yi anlatmaya yeter.
Çünkü bizim gastronomimiz de bu dağın hikâyesinin bir parçasıdır.
Kayseri’ye gelen bir insanın yalnızca kayak yapıp gitmesini istemem.
Şehrimize insin.
Kayseri’nin sokaklarını görsün.
Esnafımızla tanışsın.
Mantımızı tatsın.
Pastırmamızı, sucuğumuzu, yağlamamızı keşfetsin.
İnsanımızın misafirperverliğini hissetsin.
Sonra yeniden Erciyes’e çıksın.
Ve bütün bu deneyimleri bir bütün olarak yaşasın.
Çünkü turizm benim için sadece bir otelde konaklayan insan değildir.
Turizm; şehrin esnafına dokunan, restoranına giren, taksisine binen, alışveriş yapan, yerel ürünleri tanıyan, şehrin kültürünü öğrenen ve sonunda memleketine güzel bir Kayseri hikâyesiyle dönen insandır.
Erciyes bu hikâyenin merkezinde duruyor.
Dağın eteklerindeki otellerin sıcaklığı da bu hikâyenin önemli bir parçası.
Karın, soğuğun ve sporun ardından konforlu bir otele dönmek; sıcak bir ortamda dinlenmek, güzel bir yemek yemek ve ertesi gün yeniden piste çıkacak olmanın heyecanını yaşamak…
Bütün bunlar Erciyes’i yalnızca bir kayak merkezi olmaktan çıkarıyor.
Burası aynı zamanda bir yaşam alanı.
Bir buluşma noktası.
Bir tatil deneyimi.
Bir spor merkezi.
Ve giderek daha güçlü bir ekonomik değer.
Ben özellikle şunu önemsiyorum:
Erciyes’in kazandırdığı değer yalnızca dağın üzerinde kalmıyor.
Şehre iniyor.
Otele yansıyor.
Restorana yansıyor.
Esnafa yansıyor.
Ulaşıma yansıyor.
Yerel üreticiye yansıyor.
Gençlere yeni iş alanları açıyor.
Kayseri’nin ticaret ve girişimcilik kültürüne yeni bir pencere açıyor.
İşte bu nedenle Erciyes’e baktığımda sadece turizmi değil, ekonomiyi de görüyorum.
Kayseri yıllardır üretmeyi bilen bir şehir.
Ticaret yapmayı bilen, çalışmayı bilen, girişimcilik ruhu güçlü bir şehir.
Şimdi bu güçlü yapının içine turizmi, sporu, gastronomiyi ve dünya insanıyla kurduğumuz ilişkiyi daha fazla katmamız gerektiğine inanıyorum.
Erciyes bunun için bize çok büyük bir fırsat sunuyor.
Üstelik bu fırsat yalnızca kış aylarıyla sınırlı değil.
Dağın bize sunduğu güzellikleri dört mevsime yayabilmek, Kayseri’yi yalnızca kayak turizmiyle değil, doğa ve spor turizmiyle de daha güçlü bir noktaya taşıyabilmek mümkün.
Bunun için Erciyes’e sadece bir kayak merkezi gözüyle bakmamalıyız.
Erciyes’i bir marka, bir ekonomik değer ve Kayseri’nin dünyaya açılan yüzü olarak görmeliyiz.
Çünkü bugün dünyanın farklı yerlerinden insanlar Erciyes’in adını duyuyor.
Kayseri’nin adını duyuyor.
Türkiye’nin adını duyuyor.
Ve bence bundan daha kıymetli bir kazanım olabilir mi?
Ben Kayseri’nin geleceğine baktığımda Erciyes’in bu geleceğin önemli parçalarından biri olduğunu düşünüyorum.
Çocuklarımızın kayak yapabildiği…
Gençlerimizin sporla buluştuğu…
Dünyanın farklı ülkelerinden sporcuların geldiği…
Ailelerin güzel vakit geçirdiği…
Otellerin, restoranların, esnafın ve yerel üreticinin kazandığı…
Kayseri’nin kültürünün ve mutfağının dünyaya anlatıldığı…
Bir şehrin doğasının ekonomiye, ekonomisinin de toplumsal refaha dönüştüğü bir gelecek hayal ediyorum.
Ve bu hayalin en güzel tarafı, aslında elimizde olması.
Bizim Erciyes’imiz var.
Bütün heybetiyle şehrimizin yanında duran, bize her gün başka bir güzellik sunan bir Erciyes.
Bazen zirvesi bulutların arasında kayboluyor.
Bazen güneşin altında bütün ihtişamıyla ortaya çıkıyor.
Bazen çocukların neşesine, bazen profesyonel sporcuların mücadelesine, bazen de dostlarla içilen sıcak bir salebe eşlik ediyor.
Ben Erciyes’i bu yüzden seviyorum.
Çünkü o sadece Kayseri’ye bakmıyor.
Kayseri’yi dünyaya gösteriyor.
Ve ben inanıyorum ki biz Erciyes’in değerini ne kadar iyi anlatır, onu ne kadar doğru değerlendirir ve dünyayla ne kadar güçlü buluşturursak, Kayseri de o kadar büyür.
Bugün Erciyes’in eteklerinde kayak yapan bir yabancı, belki yarın Kayseri’nin başka bir değerini merak edecek.
Bugün burada yarışan bir sporcu, yarın ülkesindeki arkadaşlarına Erciyes’i anlatacak.
Bugün burada sucuk ekmek yiyen bir turist, belki memleketine döndüğünde Kayseri’nin lezzetlerini özleyecek.
Bugün elinde salep ile dağın manzarasını seyreden bir aile, yıllar sonra çocuklarına “Bir zamanlar Kayseri’ye gitmiştik” diyecek.
İşte şehirlerin dünya markası olması biraz da böyle gerçekleşiyor.
İnsanların hafızasında yer ederek.
Güzel anılar bırakarak.
Ve o anıları dünyanın dört bir yanına taşıyarak.
Ben Kayseri’nin buna fazlasıyla layık olduğuna inanıyorum.
Erciyes’in de bu hikâyenin en güçlü kahramanlarından biri olduğuna…
Kış geldiğinde Erciyes yine beyaza bürünecek.
Pistler yine kayakçılarla, snowboardcularla dolacak.
Teleferikler yine zirveye doğru insanları taşıyacak.
Oteller yine misafirlerini ağırlayacak.
Şehrin sokaklarında hareket artacak.
Ve biz yine bir gün, kayak sonrası elimizde sıcak salep, önümüzde karlarla kaplı Erciyes, yanımızda sıcacık sucuk ekmekle oturup aynı şeyi hissedeceğiz:
İyi ki Erciyes var.
Çünkü Erciyes yalnızca bizim dağımız değil.
Erciyes, Kayseri’nin dünyaya uzanan zirvesidir.
Ve ben inanıyorum ki bu zirveye birlikte baktığımızda, orada yalnızca karı değil, Kayseri’nin geleceğini de görüyoruz.
