
(Esra Hasnalçacı yazıyor...)
Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Sayın Mustafa Gültepe’yi ziyaret etme fırsatı buldum. Bu ziyaret benim için yalnızca bir makam ziyareti veya bir nezaket buluşması değildi. Türkiye ekonomisini, üretim hayatımızı, ihracatımızı ve iş dünyamızın geleceğini bir kez daha farklı bir pencereden düşünmeme vesile olan anlamlı bir görüşme oldu.
İş dünyasının içinde olan herkes çok iyi bilir ki ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Her rakamın arkasında bir fabrika, bir atölye, bir çalışan, bir girişimci, bir aile ve çoğu zaman büyük bir mücadele vardır. Bir ihracat rakamının arkasında ise dünyanın farklı pazarlarında kendisine yer açmaya çalışan Türk iş insanının emeği bulunur.
Ben ekonomiye biraz da bu gözle bakıyorum.
Türkiye’nin güçlü taraflarından biri, üretme kabiliyetidir. Hangi şehrimize gidersek gidelim, hangi sanayi bölgesine girersek girelim, mutlaka bir şeyler üreten, geliştiren, dünyaya satmaya çalışan insanlarımızla karşılaşıyoruz. Anadolu’nun girişimcilik ruhu, bana göre Türkiye’nin en büyük ekonomik güçlerinden biridir.
Fakat artık yalnızca üretmek yetmiyor.
Dünyada rekabetin kuralları değişiyor. Dün fiyat avantajıyla rekabet eden ülkeler bugün teknolojiyle, verimlilikle, tasarımla, markayla ve bilgiyle yarışıyor. Bu nedenle Türkiye’nin önümüzdeki dönemde en önemli meselesinin daha fazla üretmek kadar, daha nitelikli ve daha yüksek katma değerli üretmek olduğuna inanıyorum.
Sayın Mustafa Gültepe ile yaptığımız görüşmede de ihracatın geleceğine ilişkin düşünürken aklımda en fazla bu konu kaldı.
Türkiye’nin artık sadece ürün satan bir ülke olmaktan çıkıp, kendi markasını, teknolojisini ve tasarımını dünyaya satan bir ülke olması gerekiyor.
Bir ürünü üretmek önemli.
Ama o ürünün teknolojisini geliştirmek daha önemli.
O ürüne bir Türk markasının değerini katmak daha da önemli.
Ve dünyanın herhangi bir yerinde insanlar o markayı gördüğünde “Bu Türkiye’den geliyor” diyebiliyorsa, işte asıl ekonomik güç orada başlıyor.
Bana göre Türkiye’nin önündeki en büyük fırsatlardan biri de budur.
Bizim insanımızın çalışkanlığı var. Girişimcilik kabiliyetimiz var. Üretim tecrübemiz var. Dünyanın farklı coğrafyalarıyla ticaret yapma deneyimimiz var. Çok farklı sektörlerde güçlü şirketlerimiz ve yetişmiş insan kaynağımız bulunuyor.
Şimdi bütün bu avantajları daha yüksek bir ekonomik değere dönüştürmemiz gerekiyor.
Bunun için de ihracatçımızın önünü açmak zorundayız.
İhracat yapan iş insanı, aslında Türkiye’nin dünyadaki temsilcisidir. Kendi şirketi için mücadele ederken bir anlamda ülkesinin ekonomik itibarını da temsil eder. Yeni bir pazara girdiğinde yalnızca kendi ürününü değil, Türkiye’nin üretim gücünü de anlatır.
Bu nedenle ihracatçının yaşadığı her sorun, aslında ülke ekonomisinin sorunudur.
Finansmana erişimden enerji maliyetlerine, üretim maliyetlerinden lojistiğe, nitelikli çalışan bulmaktan teknolojik dönüşüme kadar iş dünyasının karşılaştığı her mesele doğrudan ihracat gücümüzü etkiliyor.
Bence Türkiye’nin ekonomik politikalarında üretim ve ihracatın merkezde olması gerektiği konusunda artık daha güçlü bir ortak anlayışa ihtiyacımız var.
Çünkü tüketerek büyümek kolaydır; üreterek büyümek ise emek, sabır ve uzun vadeli bir vizyon ister.
Ben Türkiye’nin geleceğinin üretimden geçtiğine inanıyorum.
Ancak burada üretimin niteliği de büyük önem taşıyor.
Artık dünyaya yalnızca “Türkiye’de üretildi” demekle yetinmemeliyiz. “Türkiye’de geliştirildi, Türkiye’de tasarlandı, Türkiye teknolojisiyle üretildi ve dünyada tercih ediliyor” diyebilmeliyiz.
Bunun yolu da eğitimden teknolojiye, sanayiden finansmana kadar bütün alanlarda güçlü bir ekosistem oluşturmaktan geçiyor.
Özellikle Anadolu’daki işletmelerimizin bu dönüşümün dışında bırakılmaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Türkiye’nin üretim gücü sadece birkaç büyük şehirden ibaret değil. Anadolu’nun dört bir yanında büyük bir girişimcilik ve üretim potansiyeli var.
Kayseri’den Gaziantep’e, Konya’dan Denizli’ye, Bursa’dan birçok başka Anadolu şehrine kadar iş insanlarımız yıllardır büyük bir özveriyle üretim yapıyor, istihdam oluşturuyor ve dünyaya açılıyor.
Bu insanların önünü ne kadar açabilirsek Türkiye’nin ekonomik gücünü de o kadar büyütürüz.
Benim açımdan Sayın Mustafa Gültepe’ye gerçekleştirdiğim ziyaretin en değerli taraflarından biri de ihracatın yalnızca bugünün meselesi olmadığını bir kez daha görmek oldu.
İhracat, Türkiye’nin geleceğiyle ilgili bir meseledir.
Bugün attığımız her üretim adımı, yarının Türkiye’sini şekillendirecek.
Bugün yetiştirdiğimiz her nitelikli genç, yarının ihracatçısı, mühendisi, girişimcisi veya sanayicisi olabilir.
Bugün dünyaya kazandırdığımız her Türk markası, Türkiye’nin gelecekteki ekonomik gücünün bir parçası olacaktır.
Bu nedenle ekonomik meseleleri konuşurken sadece bugünün şartlarına değil, birkaç yıl sonrasına da bakmamız gerektiğini düşünüyorum.
Elbette bugün iş dünyasının zorlandığı konular var. Maliyetler, finansmana erişim, küresel rekabet ve ekonomik belirsizlikler hepimizin gündeminde. Fakat zor dönemlerde asıl önemli olan, sorunları görmek kadar geleceğin fırsatlarını da görebilmektir.
Ben Türkiye’nin bu fırsatlara sahip olduğuna inanıyorum.
Yeter ki üretimden vazgeçmeyelim.
Yeter ki ihracatçımızı yalnız bırakmayalım.
Yeter ki gençlerimizin önünü açalım.
Yeter ki teknolojiyi üretimin merkezine koyalım.
Ve en önemlisi, kısa vadeli hesapların ötesine geçerek uzun vadeli bir Türkiye vizyonunu hep birlikte ortaya koyalım.
Sayın Mustafa Gültepe ile gerçekleştirdiğim ziyaretin ardından zihnimde kalan en güçlü düşünce şu oldu:
Türkiye’nin artık sadece daha fazla üretmeye değil, daha değerli üretmeye ihtiyacı var.
Daha fazla satmanın yanında, daha güçlü markalar oluşturmalıyız.
Daha fazla pazara ulaşmanın yanında, o pazarlarda kalıcı olmalıyız.
Dünyaya sadece ürün göndermenin değil, Türkiye’nin bilgi birikimini, teknolojisini, emeğini ve girişimcilik ruhunu da taşımanın yollarını bulmalıyız.
Çünkü benim inancıma göre Türkiye’nin gerçek ekonomik gücü yalnızca sahip olduğu kaynaklarda değil; üreten, geliştiren, risk alan ve dünyaya açılmaktan çekinmeyen insanlarının gücünde yatıyor.
Bugün Türkiye’nin ihracatını konuşuyoruz.
Yarın ise Türkiye’nin dünyada hangi markalarla, hangi teknolojilerle ve hangi değerlerle anılacağını konuşacağız.
Ben o günlerin çok daha güçlü bir Türkiye’ye işaret edeceğine inanıyorum.
Bu vesileyle Sayın Mustafa Gültepe’ye nazik ev sahipliği ve değerli sohbeti için teşekkür ediyor; ülkemizin üretim ve ihracat yolculuğunda emeği bulunan bütün iş insanlarımıza başarılar diliyorum.
Çünkü inanıyorum ki Türkiye’nin geleceği, üreten ve dünyaya açılan insanların ellerinde şekillenecek.
