
(Esra Hasnalçacı yazıyor...)
Mevlüt Kandili’nin İş Dünyasına Hatırlattıkları
Bazı geceler vardır; insanı yalnızca takvimde bir tarihe değil, kendi içine bakmaya davet eder.
Mevlüt Kandili de benim için böyle bir gecedir.
Hz. Muhammed’in (SAV) dünyaya teşriflerini idrak ettiğimiz bu mübarek geceyi, yalnızca geçmişte yaşanmış büyük bir hadisenin hatırlanması olarak görmüyorum. Bilakis bugünümüzü, yarınımızı, insanla ve hayatla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşünmemiz için çok kıymetli bir fırsat olarak değerlendiriyorum.
Çünkü Peygamber Efendimizin hayatına baktığımızda; bugün iş dünyasının en çok ihtiyaç duyduğu değerlerin aslında çok güçlü bir karşılığını görüyoruz:
Güven. Adalet. Emanet. Dürüstlük. Merhamet. Ehliyet. Sorumluluk. Ve insanı merkeze alan bir anlayış.
Bugün iş dünyasında sermayeden, teknolojiden, yapay zekâdan, dijital dönüşümden, rekabetten ve büyümeden çok fazla söz ediyoruz.
Bunların tamamı elbette önemli.
Ancak benim inancıma göre bütün bunların üzerinde duran, hatta hepsinin değerini belirleyen başka bir sermaye var:
İtibar ve güven.
Bir şirketin bilançosunda görünmez.
Bir muhasebe hesabına yazılmaz.
Bir bankanın kredi değerlendirmesinde her zaman rakamlarla ölçülmez.
Fakat yıllar içerisinde oluşur ve bazen tek bir davranışla kaybedilebilir.
Güven…
İş dünyasının görünmeyen ama en güçlü sermayesidir.
Bir müşterinin size yeniden gelmesini, bir çalışanın size inanmasını, bir iş ortağının zor zamanda yanınızda durmasını, bir sözleşmenin yalnızca kâğıt üzerinde kalmayıp gerçek bir ortaklığa dönüşmesini sağlayan temel unsur budur.
Ve aslında bütün bunların merkezinde insan vardır.
Ticaretin de Bir Ahlakı Vardır
Ben iş hayatını yalnızca para kazanma faaliyeti olarak görmüyorum.
İş hayatı; insanlarla kurulan ilişkilerin, verilen sözlerin, üstlenilen sorumlulukların ve alınan kararların toplamıdır.
Kazanç elbette önemlidir.
Büyümek önemlidir.
İstihdam oluşturmak, yatırım yapmak, üretmek, ihracat yapmak ve ülke ekonomisine katkı sağlamak hepimizin gurur duyması gereken değerlerdir.
Fakat nasıl kazandığımız, ne kazandığımız kadar önemlidir.
Çünkü para kazanmak başarı olabilir; fakat güven kazanmak itibardır.
Büyümek başarı olabilir; fakat arkanızda güven duyan insanlar bırakmak daha büyük bir başarıdır.
Bir şirketin çok büyük olması elbette kıymetlidir.
Ama o şirketin çalışanına, müşterisine, tedarikçisine ve topluma karşı taşıdığı sorumluluk çok daha değerlidir.
Mevlüt Kandili’nin bize hatırlattığı en önemli hakikatlerden biri de bence tam burada ortaya çıkıyor:
İnsan, yaptığı işten önce taşıdığı ahlakla değer kazanır.
Liderlik, Önce İnsan Olabilmektir
Bugün modern iş dünyasında liderlik üzerine çok şey konuşuyoruz.
Liderlik eğitimleri, strateji toplantıları, performans modelleri, yönetim teknikleri…
Bütün bunların hepsinin bir karşılığı var.
Fakat gerçek liderliğin yalnızca bir makam veya yönetme becerisi olmadığına inanıyorum.
Liderlik, insanın kendisine verilen gücü nasıl kullandığıyla ilgilidir.
Bir yöneticinin gerçek karakteri, işler iyi giderken değil; işler zorlaştığında ortaya çıkar.
Çalışan hata yaptığında nasıl davrandığı,
rakibi karşısında nasıl bir dil kullandığı,
kendisine fayda sağlamayacak bir konuda nasıl karar verdiği,
güçsüz olanın hakkını koruyup korumadığı…
Bunların her biri aslında liderliğin gerçek sınavıdır.
Peygamber Efendimizin hayatında insanı merkeze alan anlayışın bugün iş dünyasına da söyleyecek çok sözü olduğunu düşünüyorum.
Çünkü çalışan yalnızca bir “insan kaynağı” değildir.
Müşteri yalnızca bir “hedef kitle” değildir.
Tedarikçi yalnızca bir “maliyet kalemi” değildir.
İş ortağı yalnızca bir “ticari bağlantı” değildir.
Hepsinin bir hikâyesi, emeği, ailesi, beklentileri ve onuru vardır.
İş dünyası insanı rakamlara indirgediğinde verimlilik kazanabilir; fakat insanlığını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır.
Emanet Bilinci
Bence iş hayatının en güçlü kavramlarından biri de emanettir.
Bize teslim edilen şirket bir emanettir.
Çalışanın emeği emanettir.
Müşterinin güveni emanettir.
Ortağın hakkı emanettir.
Kazandığımız itibar emanettir.
Hatta gelecek nesillere bırakacağımız ülke ve dünya bile bir emanettir.
Bu açıdan baktığımızda iş insanının sorumluluğu yalnızca şirketinin kârını artırmak değildir.
Aynı zamanda o şirketi nasıl büyüttüğünü, büyürken kimleri geride bıraktığını, kimlere fırsat sunduğunu ve toplum için ne ürettiğini de düşünmek zorundadır.
Benim için başarılı iş insanı; yalnızca çok kazanan insan değildir.
Kazandığıyla değer üreten, büyüdükçe sorumluluğu artan ve bulunduğu çevreyi de büyüten insandır.
Bugün Bize Düşen
Mevlüt Kandili’ni idrak ederken hepimizin kendisine bazı sorular sorması gerektiğini düşünüyorum.
Ben işimi ne kadar dürüst yapıyorum?
Verdiğim sözlerin ne kadar arkasında duruyorum?
Benimle çalışan insanlar kendilerini değerli hissediyor mu?
Kazancımın içerisinde başkasının hakkı var mı?
Büyürken insani değerlerimi koruyabiliyor muyum?
Benim adım geçtiğinde insanların aklına yalnızca ticaret mi geliyor, yoksa güven de geliyor mu?
Belki de en önemlisi:
Ben bu dünyada neyin sahibi olduğumu, neyin emanetçisi olduğumu birbirinden ayırabiliyor muyum?
Bu soruların cevapları, bana göre bir iş insanının gerçek bilançosudur.
Çünkü günün sonunda şirketlerin rakamları değişebilir.
Ekonomik şartlar değişebilir.
Piyasalar büyüyebilir veya daralabilir.
Teknoloji değişebilir.
Sektörler değişebilir.
Fakat insanın karakteri ve bıraktığı iz, bütün bu değişimlerin üzerinde kalır.
Yeni Dünyada Eski Değerlerin Gücü
Bugün yapay zekânın, otomasyonun ve dijital teknolojilerin hayatımızı hızla değiştirdiği bir dönemdeyiz.
Belki birkaç yıl sonra bugün kullandığımız birçok yöntem tamamen değişmiş olacak.
Fakat değişmeyecek bazı şeyler var.
İnsanın güven ihtiyacı.
Adalet ihtiyacı.
Saygı ihtiyacı.
Değer görme ihtiyacı.
İyi niyet.
Merhamet.
Vicdan.
Ve doğru olanı yapma sorumluluğu.
Teknoloji bize daha hızlı üretmeyi öğretebilir.
Yapay zekâ bize daha hızlı düşünme ve analiz etme imkânı sağlayabilir.
Dijitalleşme bize dünyalar kadar büyük pazarlara ulaşma fırsatı verebilir.
Ama hiçbir teknoloji bize ahlaklı olmayı öğretemez.
Çünkü teknoloji bir araçtır.
Onu hangi amaçla kullandığımız ise insanın karakteriyle ilgilidir.
Bu nedenle geleceğin iş dünyasının yalnızca teknolojiye değil, ahlaka da yatırım yapması gerektiğine inanıyorum.
Son Söz: En Büyük Kazanç
Mevlüt Kandili vesilesiyle hepimizin gönlünde güzel bir muhasebe yapmasını diliyorum.
Daha çok kazanmayı elbette isteyelim.
Daha büyük şirketler kuralım.
Daha fazla üretelim.
Daha çok istihdam sağlayalım.
Dünyaya açılalım.
Ülkemizin ekonomik gücünü daha da büyütelim.
Fakat bütün bunları yaparken kendimize şu soruyu hiç unutturmayalım:
Büyürken insanlığımız da büyüyor mu?
Çünkü benim için asıl mesele budur.
Bir şirketin büyüklüğü çalışan sayısıyla, cirosuyla veya sahip olduğu fabrikalarla ölçülebilir.
Ama bir iş insanının gerçek büyüklüğü; insanlara dokunduğu hayatlarla, verdiği güvenle ve arkasında bıraktığı güzel izlerle ölçülür.
Mevlüt Kandili’nin bize yeniden hatırlattığı Peygamber Efendimizin güzel ahlakı da bu noktada hepimize güçlü bir yol gösterici olabilir.
Daha çok kazanabiliriz.
Daha çok büyüyebiliriz.
Daha çok başarı elde edebiliriz.
Ama bütün bunların üzerinde bir hedefimiz daha olmalı:
İyi bir insan olarak kalabilmek.
Çünkü hayatın sonunda geriye bıraktığımız en büyük servet; sahip olduklarımız değil, insanların gönlünde bıraktığımız değerdir.
Bu mübarek Mevlüt Kandili’nin; ülkemize, iş dünyamıza, çalışanlarımıza, girişimcilerimize, yöneticilerimize ve bütün insanlığa güven, huzur, bereket ve kardeşlik getirmesini diliyorum.
Rabbim bizlere; kazancımıza helal, işimize bereket, kararlarımıza adalet, ilişkilerimize güven, kalbimize merhamet ve yolumuza güzel ahlak nasip etsin.
Mevlüt Kandilimiz mübarek olsun.
Ve Rabbim bizlere, büyürken insanlığımızı küçültmeyen; kazandıkça paylaşmayı, güçlendikçe adaleti, yükseldikçe tevazuyu unutmayan bir iş dünyası nasip etsin.
Çünkü inanıyorum ki:
Asıl sermayemiz para değil; güvenimizdir.
Asıl gücümüz makam değil; karakterimizdir.
Asıl mirasımız servet değil; bıraktığımız güzel izdir.
