
(Esra Hasnalçacı yazıyor...)
4 Eylül 1919… Sivas’ta başlayan ve 11 Eylül’e kadar devam eden Sivas Kongresi’nin üzerinden tam 107 yıl geçiyor. Bugün bu tarihi yalnızca bir kongrenin yıl dönümü olarak anmak bana göre yeterli değildir. Çünkü Sivas Kongresi, işgal altında, ekonomik imkânların son derece sınırlı olduğu, devlet otoritesinin zayıfladığı ve milletin geleceğine dair ciddi kaygıların yaşandığı bir dönemde, “Bu vatanın geleceğine yine milletin kendisi karar verecektir” anlayışının en güçlü şekilde ortaya konulduğu tarihi bir dönüm noktasıdır. Kongre, Sivas Sultânîsi’nde, Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında, Anadolu ve Rumeli’nin farklı bölgelerinden gelen temsilcilerin katılımıyla gerçekleştirilmiş; 4 Eylül’de başlayan çalışmalar 11 Eylül’de yayımlanan bildiriyle tamamlanmıştır.
Bana göre Sivas Kongresi’ni anlamanın en doğru yolu, o günün şartlarını bugünün şartlarıyla birlikte düşünmektir. Çünkü 1919’da mesele yalnızca bir toprağın savunulması değildi; mesele, bir milletin kendi geleceği üzerinde söz sahibi olup olmayacağıydı. İşte bu nedenle Sivas’ta alınan kararların merkezinde birlik, bağımsızlık, millî irade ve ortak akıl vardı. Erzurum Kongresi’nde ortaya konulan bölgesel nitelikteki kararlar Sivas’ta bütün vatanı kapsayacak şekilde genişletildi; Anadolu ve Rumeli’deki Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri tek çatı altında birleştirildi ve Temsil Heyeti’nin yetkisi bütün vatanı temsil edecek şekilde genişletildi.
Sivas Kongresi’nin belki de en önemli mesajlarından biri şuydu: Dağınık güçler birleşmeden, ortak bir hedef etrafında kenetlenmeden büyük bir mücadele başarıya ulaşamaz. Bugün Türkiye’nin iş dünyasına, sanayicisine, girişimcisine, çalışanına ve gençlerine baktığımda bu mesajın hâlâ çok güçlü olduğunu düşünüyorum. Dün bağımsızlık için ihtiyaç duyulan birlik ve dayanışma, bugün ekonomik bağımsızlık, üretim gücü, teknoloji, ihracat, istihdam ve rekabet gücü için gereklidir. Dün vatanın bütünlüğü için alınan kararların yerini bugün ülkemizin ekonomik ve teknolojik geleceğini güvence altına alacak ortak akıl, üretim ve dayanışma almalıdır.
Sivas Kongresi’nin bir başka önemli yönü de kararların kolay şartlarda alınmamış olmasıdır. Kongreye katılım konusunda çeşitli güçlükler yaşanmış, İstanbul Hükûmeti kongrenin toplanmasını engellemeye çalışmış, delegelerin Sivas’a ulaşması dahi ciddi sorunlar doğurmuştur. Buna rağmen insanlar bir araya gelmiş, farklı bölgelerden gelen temsilciler ortak bir gelecek düşüncesi etrafında buluşmuştur. İşte benim için Sivas’ın asıl anlamı burada ortaya çıkıyor: Zor zamanlarda geri çekilmek yerine masanın etrafında toplanabilmek, farklı düşünceleri dinleyebilmek ve milletin ortak menfaatini kişisel menfaatlerin önüne koyabilmek.
Kongrede Amerikan mandası konusu da bütün yönleriyle tartışılmış ve sonuçta kabul edilmemiştir. Bu kararın tarihî anlamını bugün yeniden düşündüğümüzde karşımıza çok önemli bir kavram çıkıyor: Kendi geleceğini başkasının iradesine bırakmamak. Ben bunu yalnızca siyasi bağımsızlık açısından değil, ekonomik bağımsızlık açısından da değerlendiriyorum. Bir ülkenin güçlü olması; kendi üreten sanayisine, nitelikli insan kaynağına, girişimcisine, teknolojisine, sermayesine, tarımına, enerjisine ve ihracat kapasitesine sahip çıkmasıyla mümkündür. Ekonomik bağımsızlık da tıpkı millî bağımsızlık gibi, kararlı ve uzun vadeli bir irade ister.
Sivas Kongresi’nin aldığı kararlar, aslında bir milletin kriz karşısında nasıl tedbir alabileceğinin de tarihî bir örneğidir. Dağınık yapılar birleştirilmiş, temsil gücü artırılmış, ortak bir yönetim anlayışı oluşturulmuş, alınan kararların millete ve dünyaya duyurulması sağlanmıştır. Bugün bundan çıkaracağımız ders açıktır: Kriz dönemlerinde belirsizliği büyütmek yerine ortak aklı güçlendirmek, kurumları sağlamlaştırmak, istişareyi artırmak, üretimi korumak, insan kaynağına yatırım yapmak ve geleceği günübirlik değil uzun vadeli planlamak zorundayız.
Sivas Kongresi’nin kadınlar açısından bıraktığı mirası da ayrıca önemsiyorum. Kongrenin ardından Sivas merkezli Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti’nin kurulması, Millî Mücadele’nin yalnızca erkeklerin yürüttüğü bir mücadele olmadığını; kadınların da toplumun ve ülkenin geleceği konusunda sorumluluk üstlendiğini göstermesi bakımından son derece değerlidir. Bugün Türkiye’nin kadınlarının iş dünyasında, sanayide, ihracatta, teknolojide, akademide, siyasette ve girişimcilikte daha güçlü şekilde yer almasını konuşuyorsak, bunun köklerinde Millî Mücadele döneminde ortaya çıkan bu toplumsal dayanışma ruhunu da görmek gerekir.
Ben 107. yıl dönümünde Sivas Kongresi’ne baktığımda yalnızca geçmişi değil, bugünün Türkiye’sini ve yarının Türkiye’sini görüyorum. O gün alınan “millî irade”, “birlik”, “bağımsızlık” ve “vatanın bütünlüğü” anlayışı bugün ekonomik hayatımıza da yön vermelidir. İş dünyasında daha fazla ortaklık, üniversite-sanayi iş birliği, kadın ve genç girişimcilerin desteklenmesi, yüksek katma değerli üretim, teknoloji ve yapay zekâ yatırımları, güçlü ihracat, finansmana erişimin kolaylaştırılması ve bölgesel kalkınmanın hızlandırılması artık bir tercih değil, Türkiye’nin geleceği açısından zorunluluktur.
Sivas Kongresi’nin bize bıraktığı en büyük derslerden biri de şudur: Büyük sonuçlar, önce büyük bir iradenin ortaya konulmasıyla başlar. 1919’da imkânsızlıkların içinde bir araya gelen insanlar, yalnızca o günün sorunlarını çözmek için değil, geleceğin Türkiye’sinin temelini oluşturmak için karar aldılar. Bugün bizlere düşen ise onların bıraktığı bağımsızlık ve ortak akıl mirasını çağımızın şartlarına taşımaktır. Çünkü bağımsızlığın bugünkü anlamı yalnızca sınırlarımızı korumak değildir; ekonomimizi güçlü tutmak, kendi teknolojimizi geliştirmek, kendi markalarımızı dünyaya taşımak, gençlerimize gelecek vermek, kadınlarımızın ekonomik hayattaki gücünü artırmak ve insanımızın refahını yükseltmektir.
107 yıl sonra Sivas’tan Türkiye’ye baktığımda benim gördüğüm mesaj çok nettir: Bir millet geleceğine sahip çıkmak istiyorsa önce ortak hedeflerini belirlemeli, sonra o hedefler için birlikte hareket etmelidir. Sivas Kongresi bize bunu en zor şartlarda göstermiştir. Bugün de aynı ruhu ekonomide, üretimde, sanayide, ticarette ve toplumsal hayatımızda yaşatmak zorundayız. Çünkü tarih yalnızca geçmişte ne yaptığımızı anlatmaz; bugün ne yapmamız gerektiğini de söyler. Sivas Kongresi’nin 107. yılında bize düşen görev, o günün kararlılığını yalnızca törenlerde ve söylemlerde hatırlamak değil, onu ülkemizin ekonomik gücüne, toplumsal huzuruna, üretim kapasitesine ve geleceğe olan güvenine dönüştürmektir. Mustafa Kemal Atatürk ve Millî Mücadele’nin öncü kadrolarının Sivas’ta ortaya koyduğu irade, bugün hâlâ bize aynı şeyi söylüyor: Gelecek kendiliğinden kurulmaz; milletin ortak aklı, emeği, cesareti ve kararlılığıyla kurulur.
