
(Esra Hasnalçacı yazıyor...)
Bir dostun başarısına duyulan gurur, bir markanın uluslararası yolculuğuna tanıklık etmek ve kadın dayanışmasının gücünü aynı karede buluşturmak… Bazen bir fotoğraf, kelimelerin anlatabileceğinden çok daha fazlasını söyler.
Bazı karşılaşmalar vardır; yalnızca bir dostla yeniden buluşmanın mutluluğunu yaşatmaz, aynı zamanda emek verdiğiniz değerlere, inandığınız yola ve geleceğe dair umutlarınızı da güçlendirir.
Londra seyahatim sırasında, Londra MÜSİAD Başkanı Sayın Türkan Akbaş’ın davetiyle katıldığım London Halal Forum 2026’da, sevgili dostum Şehnaz Cehreli ile karşılaşmak benim için tam da böyle bir anlam taşıyordu.
İmannoor markasının kurucusu ve sahibi olan dostumu, Londra gibi uluslararası ticaretin, tasarımın ve farklı kültürlerin buluştuğu bir şehirde görmek beni ziyadesiyle mutlu etti. Bir Türk markasının emeğini, tasarım anlayışını ve temsil ettiği değerleri uluslararası bir platformda görmek; yalnızca kişisel bir sevinç değil, aynı zamanda gurur verici bir duyguydu.
O an bir kez daha düşündüm: Bir markanın yolculuğu, yalnızca ürünlerden, koleksiyonlardan ve ticari hedeflerden ibaret değildir. O yolculuğun ardında bir fikir, emek, sabır, cesaret ve vazgeçmeden ilerleme iradesi vardır.
Londra’da gördüğüm şey, benim için bu değerlerin anlamlı bir buluşmasıydı.
Bir Markanın Ötesinde: Emeğin ve İnancın Hikâyesi
İmannoor’u benim gözümde anlamlı kılan unsurlardan biri, kültürel mirastan ve doğadan ilham alan tasarım anlayışını modern bir yorumla buluşturmasıdır. İpek ve tekstil gibi köklü bir zanaat alanında, estetikle kimliği bir araya getirmek; geçmişin birikimini bugünün yaşam tarzıyla buluşturmak kolay bir yol değildir.
Çünkü tasarım, yalnızca güzel görünen bir ürün ortaya koymak değildir. Tasarım; düşüncenin biçime dönüşmesi, kültürün bir dile kavuşması ve emeğin kendine özgü bir kimlik kazanmasıdır.
Bir tekstil markasının uluslararası alanda görünürlük kazanması da bu nedenle önemlidir. Her koleksiyon, her desen ve her ayrıntı; doğru bir yaklaşımla bir ülkenin üretim kabiliyetini, estetik anlayışını ve girişimcilik potansiyelini anlatabilir.
Ben, Türk markalarının dünya pazarlarında daha fazla yer almasını bu açıdan çok önemsiyorum. Çünkü uluslararası başarı, yalnızca ticari büyümeyi değil; ülkemizin tasarım gücünün, üretim kültürünün ve yaratıcı insan kaynağının da görünür olmasını sağlar.
Şehnaz Cehreli’yi Londra’da görmek, dostluğumun mutluluğuna böyle bir anlam da kattı. Onun temsil ettiği markanın yolculuğuna tanıklık ederken, emekle ve sabırla ilerlemenin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hissettim.
Londra’dan Dünyaya Uzanan Bir Kadın Dayanışması
London Halal Forum gibi uluslararası platformlar, farklı ülkelerden iş insanlarını, girişimcileri ve sektör temsilcilerini bir araya getirerek yeni ilişkiler ve iş birliği fırsatları için zemin oluşturuyor. Ancak benim için bu buluşmanın anlamı, ticari temasların çok daha ötesindeydi.
Aynı karede Sayın Türkan Akbaş, sevgili dostum Şehnaz Cehreli ve ben…
Üç kadın, üç farklı deneyim ve ortak bir inanç: Emek değerlidir; üretmek değerlidir; birbirimizin başarısını görmek, desteklemek ve çoğaltmak değerlidir.
Kadın dayanışmasını yalnızca birbirimize güzel sözler söylemek olarak görmüyorum. Gerçek dayanışma; bir kadının emeğini görünür kılmak, başarısını takdir etmek, önüne yeni kapılar açmak ve onun gelişimini kendi başarımızdan ayrı düşünmemektir.
Bir kadının başka bir kadının başarısından gurur duyması, rekabetin yerine güveni; kıyaslamanın yerine iş birliğini; yalnızlığın yerine ortaklığı koyabilmesidir.
İşte bu anlayış, iş dünyasında da toplumsal yaşamda da çok büyük bir güç yaratır.
Birbirini destekleyen kadınlar yalnızca kendi yollarını aydınlatmaz. Başka kadınlara da cesaret verir, genç girişimcilere örnek olur ve gelecek kuşaklara daha güçlü bir çalışma kültürü bırakırlar.
Ben inanıyorum ki kadınların birbirine açtığı her kapı, toplumun geleceğine açılmış yeni bir kapıdır.
Tekstilin Gücü, Kadının Emeği ve Ülkelerin Ortak Geleceği
Tekstil, yalnızca kumaştan, iplikten ve tasarımdan oluşan bir sektör değildir. Aynı zamanda kültürün, üretimin, istihdamın ve ticaretin buluştuğu büyük bir ekonomik alandır.
Bu alanın geleceğinde tasarımın, yenilikçiliğin, sürdürülebilir üretimin ve marka değerinin giderek daha önemli hâle geldiğini düşünüyorum. Bir ürünün dünya pazarında yer bulabilmesi için yalnızca kaliteli olması yetmez; kendine özgü bir hikâyesinin, güven veren bir kimliğinin ve doğru bir iletişim dilinin de olması gerekir.
Türk kadın girişimcilerin bu süreçte üstlenebileceği rol son derece kıymetlidir. Kadınların üretimde, tasarımda, yönetimde ve uluslararası ticarette daha fazla yer alması; hem ekonomik çeşitliliği hem de toplumların gelişme kapasitesini güçlendirebilir.
Ancak burada hedefimiz yalnızca kadınların başarılarını kutlamak olmamalıdır. Bu başarıların çoğalmasını sağlayacak fırsatları da geliştirmeliyiz. Kadın girişimcilerin uluslararası ağlara erişmesi, markalarını farklı pazarlarda tanıtabilmesi, finansmana ve bilgiye ulaşabilmesi ve güçlü iş birlikleri kurabilmesi için daha fazla alan açmalıyız.
Çünkü bir kadının kurduğu marka büyüdüğünde, yalnızca bir işletme büyümez. Yeni fikirler, üretim olanakları, iş ilişkileri ve ilham kaynakları da çoğalabilir.
Londra’da hissettiğim gururun bir tarafı da buydu: Emeğin ve tasarımın doğru bir vizyonla ülkeler arasında köprü kurabileceğine olan inancım.
Dostluğun Gurura, Gururun Umuda Dönüştüğü Bir Kare
Hayat bazen bize büyük anlamları küçük anlarla hatırlatır.
Bir dostla karşılaşmak, onun emeğini görmek, bir ülkenin adını ve kültürünü uluslararası bir ortamda taşıyan bir markaya tanıklık etmek… Bunların her biri ayrı ayrı değerli. Bir araya geldiklerinde ise çok daha güçlü bir anlam kazanıyorlar.
Sayın Türkan Akbaş’ın davetiyle Londra’da bulunduğum sırada Şehnaz Cehreli ile karşılaşmak, benim için hem dostluğun hem de ortak değerlerimizin güzel bir hatırası oldu.
Bu buluşmada hissettiğim memnuniyeti ve gururu tek bir cümleyle ifade etmem gerekirse şunu söylerim: Doğru bildiğimiz yolda sabırla yürümek, emeğimize inanmak ve birbirimizin başarısını gönülden desteklemek, bizi geleceğe taşıyan en önemli güçlerden biridir.
Bir fotoğrafta üç kadının yan yana durması, belki ilk bakışta sıradan bir an gibi görülebilir. Oysa bazen bir fotoğraf; dostluğu, emeği, üretimi, cesareti ve dayanışmayı aynı çerçevede buluşturur.
Ben bu kareye tam da böyle bakıyorum.
Sonuç: Kadınların Birlikte Başardığı Bir Gelecek Mümkün
Londra’dan geriye yalnızca güzel bir seyahat hatırası değil, içimi güçlendiren bir düşünceyle döndüm: Ürettiğimiz, tasarladığımız ve inandığımız değerleri dünyaya anlatmak için daha çok çalışmalı; birbirimizin yolculuklarına daha fazla destek olmalıyız.
Türk markalarının uluslararası alanda güçlenmesi, kadın girişimcilerin görünürlüğünün artması ve farklı ülkeler arasında kalıcı iş birliklerinin kurulması, hepimiz için umut verici bir geleceğin parçalarıdır.
Benim dileğim, kadınların başarılarının yalnızca özel günlerde hatırlanmadığı; emeklerinin her gün takdir edildiği, fikirlerinin değerlendirildiği ve önlerindeki fırsatların çoğaltıldığı bir iş dünyasının gelişmesidir.
Çünkü kadın dayanışması, yalnızca kadınların meselesi değildir. Daha üretken, daha adil, daha yaratıcı ve daha umutlu bir dünyanın ortak meselesidir.
Londra’da aynı karede buluştuğumuz o an, bana bir kez daha şunu hissettirdi: Birbirimizin ışığını azaltmadan da parlayabiliriz. Hatta ışığımızı paylaştıkça daha güçlü bir aydınlık oluşturabiliriz.
Benim için o fotoğrafın en anlamlı mesajı budur: Emeğin sınırı yoktur, dostluğun dili ortaktır ve kadınlar birbirlerini desteklediklerinde yalnızca kendi başarılarını değil, ülkelerinin geleceğini de güçlendirirler.
