
(Esra Hasnalçacı yazıyor...)
Hayatımız boyunca pek çok insan tanır, pek çok kapıdan girer, pek çok mekânda farklı hikâyelere şahit oluruz. Fakat bazı ziyaretler vardır ki, insan o kapıdan yalnızca bir mekâna girmiş olarak çıkmaz. Gönlünde yeni bir iz, zihninde yeni bir düşünce ve insanlara dair yeniden güçlenen bir inanç taşır.
Benim Kalem Vakfı Okulları’na yaptığım ziyaret de benim için böyle bir anlam taşıdı.
Bu ziyaretin benim açımdan bir başka özel tarafı ise çok değer verdiğim dostum Yasemin Sezgin’i ziyaret etmekti. Yasemin Hanım benim için sadece eğitim dünyasının içinde yer alan bir isim değil; dostluğuna, samimiyetine, insanlara yaklaşımına ve gönül dünyasına değer verdiğim özel bir insandır.
Onu ziyaret ederken aslında bir okuldan çok daha fazlasıyla karşılaştığımı söylemeliyim.
Karşıma çıkan; yıllarını eğitime, çocuğa, aileye, insana ve topluma adamış bir anlayıştı.
Kalem Vakfı Okulları’nın temelleri, eğitimci Doç. Dr. Osman Sezgin tarafından 2000 yılında atılmış. Osman Sezgin’in eğitim anlayışında yalnızca akademik bilgi veren değil, insan yetiştirmeyi merkeze alan bir yaklaşımın öne çıktığını görmek mümkün. Kalem’in bugün anaokulundan liseye uzanan eğitim yapısının yanında aile eğitimleri, rehberlik, kültür, sanat ve farklı gelişim alanlarına yönelik çalışmalar yürütmesi de bu anlayışın kurumsal bir yansıması olarak dikkat çekiyor.
Ben eğitim meselesine her zaman yalnızca okul, ders, sınav ve diploma penceresinden bakılmaması gerektiğine inanırım.
Çünkü eğitim, bir ülkenin geleceğidir.
Bir çocuğun aldığı eğitim yalnızca onun hayatını değil; yarın kuracağı aileyi, içinde bulunacağı toplumu, vereceği kararları ve yetiştireceği nesli de etkiler.
Bu nedenle eğitim kurumlarını değerlendirirken binalarından, sınıflarından ve başarılarından önce şu soruyu sormamız gerektiğini düşünüyorum:
Burada nasıl bir insan yetişiyor?
İşte Kalem’de beni düşündüren asıl mesele de bu oldu.
Bilgi elbette çok önemli.
Fakat bilgiye vicdan eşlik etmiyorsa eksik kalır.
Başarıya karakter eşlik etmiyorsa anlamını kaybedebilir.
Teknolojiye insanlık eşlik etmiyorsa geleceği güzelleştirmek yerine yalnızca hızlandırmış oluruz.
Bugünün dünyasında çocuklarımızı geleceğe hazırlamak istiyorsak onlara sadece neyi bilmeleri gerektiğini değil, bildiklerini nasıl kullanacaklarını da öğretmek zorundayız.
İşte bu noktada ailenin, öğretmenin ve okulun birlikte hareket etmesi büyük önem taşıyor. Kalem’in aile eğitimlerine de yer veren yaklaşımı bana göre bu açıdan ayrıca değerli. Çünkü çocuğun eğitimi okul kapısında başlayıp okul kapısında bitmiyor. Ev, aile ve okul aynı hedef doğrultusunda yürüdüğünde eğitim gerçek anlamını buluyor.
Ve bütün bunların arasında Yasemin Sezgin’in durduğu yer benim için ayrı.
Çünkü bazı insanlar yaptıkları işten önce, o işe kattıkları gönülle hatırlanır.
Yasemin Hanım’ı tanıdığım günden bu yana onda gördüğüm en önemli özelliklerden biri de budur.
İnsana değer vermek…
Dostluğa değer vermek…
Gönül kırmamaya özen göstermek…
Ve yaptığı işe sadece bir görev olarak değil, bir sorumluluk ve emanet olarak bakmak…
Bunlar günümüzde kolay rastladığımız özellikler değil.
İş dünyasının, sosyal hayatın ve günlük koşuşturmanın içinde insan ilişkilerinin giderek daha hızlı tüketildiği bir dönemde yaşıyoruz. Tanışıklıklar çoğalıyor ama gerçek dostlukların sayısı aynı ölçüde artmıyor.
Ben dostluğu farklı bir yerde tutarım.
Dostluk, iyi günde yanında olmak kadar, insanın değerlerini ve gönlünü anlayabilmektir.
Yasemin Sezgin benim için böyle bir dosttur.
Bu nedenle Kalem’e yaptığım ziyareti anlatırken onun adını sadece kurumla olan bağı nedeniyle değil, benim hayatımdaki dostluk yeri nedeniyle özellikle anmak istiyorum.
Çünkü bazı insanları bir kurumun göreviyle tarif edemezsiniz.
Onları, çevresine bıraktıkları güzel izlerle tarif edersiniz.
Yasemin Hanım’ın bende bıraktığı iz de budur.
Eğitime duyulan inanç…
İnsana duyulan sevgi…
Dostluğa duyulan vefa…
Ve geleceğe dair taşınan umut…
Kalem’in adına da ayrıca dikkat çekmek istiyorum.
Kalem; düşüncenin, bilginin ve sözün sembolüdür.
İnsanlık tarihinin en büyük dönüşümlerinin arkasında çoğu zaman bir fikir, o fikrin arkasında ise onu yazıya, bilgiye ve eğitime dönüştüren insanlar vardır.
Bu nedenle bir eğitim kurumunun adında “Kalem” bulunmasını bile kendi içinde anlamlı buluyorum.
Çünkü kalem sadece yazmaz.
Kalem, geleceğe iz bırakır.
Bir öğretmenin tahtaya yazdığı bir cümle, bir öğrencinin defterine aldığı bir not, bir kitabın sayfasında karşılaşılan bir fikir; bazen bir insanın bütün hayatının yönünü değiştirebilir.
Eğitimin gücü de tam burada başlar.
İnsanın zihnine dokunmakla kalmayıp gönlüne de dokunabilmek…
Ben Kalem ziyaretimde bu düşüncenin izlerini gördüm.
Osman Sezgin’in yıllar önce ortaya koyduğu eğitim idealinin bugün bir kurum, bir aile ve eğitim kadrosu içerisinde yaşamaya devam etmesi, eğitimin kısa vadeli değil, nesiller boyunca etkisini sürdüren bir emek olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Böyle bir emek kolay oluşmuyor.
Arkasında yıllar var.
Sabır var.
Fedakârlık var.
İnanç var.
Ve en önemlisi gönül var.
Bugün ülkemizin eğitim konuşmalarında çoğu zaman rakamları, sınav sonuçlarını, başarı oranlarını ve akademik göstergeleri konuşuyoruz.
Elbette bunların tamamı önemli.
Ama bence asıl konuşmamız gereken, bütün bunların sonunda nasıl bir insan yetiştirdiğimizdir.
Çünkü geleceğin Türkiye’sini bugünün çocukları kuracak.
Onların bilgisi kadar vicdanı, başarısı kadar ahlakı, özgüveni kadar sorumluluk duygusu da ülkemizin geleceğini belirleyecek.
Bu nedenle eğitime gönül veren her insanın emeğini ayrıca kıymetli buluyorum.
Ve bu noktada sevgili dostum Yasemin Sezgin’e özel bir teşekkür borçlu olduğumu düşünüyorum.
Çünkü onun şahsında yalnızca bir eğitim kurumunun içinde emek veren bir insanı değil, eğitime ve insana gönül vermiş bir dostu görüyorum.
Kendisini ve ailesini ziyaret ederken hissettiğim duygu tam olarak buydu:
Bazı insanlar bir işi yapar.
Bazı insanlar ise yaptığı işe gönlünü koyar.
Aradaki farkı görmek için bazen uzun uzun konuşmaya gerek yoktur.
Bir mekâna girersiniz, insanlara bakarsınız, çocukların yüzündeki heyecanı görürsünüz, öğretmenin emeğini hissedersiniz ve o kurumun arkasındaki anlayışı anlamaya başlarsınız.
Benim Kalem ziyaretim de bana bunu düşündürdü.
Eğitim sadece geleceğe hazırlık değildir.
Eğitim, geleceği bugünden inşa etmektir.
Ve bunu yaparken çocuklarımızın sadece başarılı bireyler değil, iyi insanlar olmasını da hedeflemek zorundayız.
Kalem’de gördüğüm anlayışın benim için kıymeti burada.
Bir okulun duvarları olabilir.
Sınıfları, laboratuvarları, kitapları ve eğitim programları olabilir.
Ama o okulu gerçekten okul yapan, içindeki insanlardır.
Öğretmenlerdir.
Öğrencilerdir.
Ailelerdir.
Ve bütün bunları aynı ideal etrafında buluşturan gönül insanlarıdır.
Benim için Yasemin Sezgin de bu gönül dünyasının kıymetli isimlerinden biridir.
Kendisini bir dost olarak tanımaktan, sohbetinden istifade etmekten ve böylesine anlamlı bir eğitim yolculuğunun içinde olduğunu görmekten büyük mutluluk duyuyorum.
İyi ki yollarımız kesişmiş.
İyi ki dostluğumuz oluşmuş.
Çünkü insanın hayatında bazı dostluklar vardır; zaman geçtikçe değerleri azalmaz, aksine daha da anlam kazanır.
Yasemin Sezgin benim için böyle bir dost.
Kalem ziyaretim ise bana bir kez daha şunu hatırlattı:
Bir ülkenin geleceğini yalnızca ekonomik yatırımlar değil, insanına yaptığı yatırım belirler.
İnsana yapılan yatırımın en güçlü adı ise eğitimdir.
Ve eğitim, ancak gönül verilerek yapıldığında nesiller üzerinde kalıcı bir iz bırakır.
Ben Kalem’de o gönlü gördüm.
Ailesiyle birlikte eğitime, insana ve geleceğe emek veren herkese gönülden teşekkür ediyorum.
Özellikle de kıymetli dostum Yasemin Sezgin’e…
İyi ki varsın dostum.
İyi ki eğitimin, insanın ve güzel yarınların yanında duran insanlardan birisin.
Ve iyi ki bu güzel yolculuğun bir yerinde yollarımız kesişmiş.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza sadece dost olarak girmez.
Bize hâlâ güzel insanların, güzel işlerin ve güzel yarınların mümkün olduğunu hatırlatırlar.
