
Gerçek İklim Eylemi için Katılımcı, Adil ve Şeffaf Bir Başkanlık
Türkiye’nin COP31’e başkanlık ve ev sahipliği yapması, yalnızca küresel ölçekte bir diplomatik sorumluluk değil; aynı zamanda ülke içinde iklim krizine karşı adil, kalıcı ve toplumsal olarak sahiplenilen bir dönüşümün kapısını aralayabilecek önemli bir fırsattır. Bu fırsatın anlamlı ve etkili bir sonuç üretmesi, COP31 sürecinin iklimi, toplumu ve doğayı önceleyen bir vizyonla yürütülmesine bağlıdır.
İklim Ağı olarak, Türkiye’den COP31 başkanlığı kapsamında aşağıdaki temel ilke ve yaklaşımların hayata geçirilmesini bekliyoruz:
1. Katılımcı ve Demokratik Bir İklim Yönetişimi
Demokratik bir hukuk devleti olmanın gereği olarak, iklim politikaları dâhil olmak üzere tüm politika alanlarının katılımcı bir zeminde şekillenmesi esastır. COP31’e başkanlık ve ev sahipliği süreci; sivil toplumun, yerel yönetimlerin, meslek örgütlerinin, sendikaların, akademinin ve etkilenen toplulukların karar alma süreçlerine anlamlı ve sürekli biçimde dâhil edildiği bir yönetişim anlayışıyla yürütülmelidir. Bu yaklaşım, yalnızca COP31’in meşruiyetini güçlendirmekle kalmayacak; Türkiye’nin kendi iklim politikalarının da toplumsal karşılığını artıracaktır.
2. Adil ve Dengeleyici Bir Müzakere Zemini
COP31 başkanlığından, iklim krizine tarihsel olarak en fazla neden olan ülkeler ile bu krizden en az sorumlu olmalarına rağmen en ağır etkileri yaşayan ülkeler arasında dengeli ve adil bir müzakere zemini oluşturması beklenmektedir. Türkiye, küresel iklim müzakerelerinde adalet ilkesini merkeze alan; sorumluluklar, kapasite farklılıkları ve kırılganlıkları gözeten bir yaklaşımın güçlenmesine katkı sunmalıdır. Bu yaklaşım, gelişmekte olan ülkelerin kalkınma hakkı ve finansmana erişim gerekçesiyle iklim eylemini erteleme eğiliminin önüne geçen; gelişmiş ülkelerin en hızlı şekilde ve en fazla oranda emisyon azaltımı için sorumluluk üstlenmelerini talep eden biçimde olmalıdır. Bu tutum, çok taraflı iklim rejiminin güvenilirliği ve etkinliği açısından kritik önemdedir.
3. Fosil Yakıtlardan Çıkışta Kararlı ve Açık Bir Duruş
COP31 başkanlığı, küresel ölçekte fosil yakıtlardan çıkış konusunda net, kararlı ve geri dönülmez bir siyasi duruş sergilemelidir. Bilimsel gerçeklerle uyumlu bir iklim hedefi, fosil yakıtlara - kömür, gaz ve petrol - dayalı mevcut üretim ve tüketim modellerinin net sıfır hedefleriyle uyumlu bir takvim içerisinde aşamalı olarak terk edilmesini ve adil bir geçişin sağlanmasını zorunlu kılmaktadır. Türkiye’nin bu konuda göstereceği liderlik, yalnızca uluslararası müzakereler açısından değil, ülke içindeki enerji ve kalkınma politikalarının dönüşümü açısından da belirleyici olacaktır. Bu doğrultuda atılacak ilk adım; yeni kömür santrali yatırımlarına son verildiğinin açıklanması olacaktır. Gerçek liderlikten ise elektrik üretiminde kömürden çıkışa yönelik bir zaman planının açıklanması beklenmelidir.
4. Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik
COP31 sürecinin tüm aşamalarında şeffaflık temel bir ilke olmalıdır. Hazırlık süreci, öncelikler, müzakere pozisyonları ve alınan kararlar kamuoyuyla açık biçimde paylaşılmalı; bilgiye erişim ve geri bildirim mekanizmaları etkin şekilde işletilmelidir. Şeffaflık, hem COP31 başkanlığının güvenilirliğini artıracak hem de toplumsal sahiplenmeyi güçlendirecektir. Bu kapsamda ülkemizin iklim değişikliği konusunda temel yönetişim yapılarından olan İklim Değişikliği ve Uyum Koordinasyon Kurulu’na (İDUKK) iş dünyası derneklerine ek olarak çevre, emek, insan hakları, gençlik, tüketici örgütleri ve iklim değişikliğinden en çok etkilenen grupları temsil eden oluşumların dahil edilmesi öncelikli bir adım olarak öne çıkmaktadır.
Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği, bu ilkeler doğrultusunda hayata geçirilirse, yalnızca küresel bir iklim zirvesi düzenlemekle sınırlı kalmayacak; ülke içinde iklim krizine karşı adil, kapsayıcı ve kalıcı bir dönüşümün başlangıcı olabilecektir. İklim Ağı olarak, COP31’in bu yönde güçlü bir siyasi irade ve ortak akılla şekillenmesi için katkı sunmaya hazırız.
