BIST 100
15.062,65 0,15%
DOLAR
45,3578 0,11%
EURO
53,4598 0,55%
GRAM ALTIN
6.890,41 1,09%
FAİZ
40,65 -0,12%
GÜMÜŞ GRAM
117,77 3,23%
BITCOIN
80.155,00 0,36%
GBP/TRY
61,8741 0,57%
EUR/USD
1,1781 0,47%
BRENT
100,49 0,43%
ÇEYREK ALTIN
11.265,83 1,09%
İstanbul Açık
İstanbul hava durumu
27 °
  • ANASAYFA
  • ŞÖYLEŞİ
  • İNSAN HAYATINI “NASIL OLSA BİR ŞEY OLMAZ” DİYEREK TEHLİKEYE ATAMAZSINIZ

İNSAN HAYATINI “NASIL OLSA BİR ŞEY OLMAZ” DİYEREK TEHLİKEYE ATAMAZSINIZ

WhatsApp Image 2026-08-31 at 14.15.14

(Esra Hasnalçacı yazıyor...)

Girne açıklarında yaşanan ve can kayıplarıyla sonuçlanan gemi faciası, artık hepimizin önünde duran çok ağır bir vicdan ve sorumluluk meselesidir. Hayatını kaybeden vatandaşlarımızın acısı yüreklerimizi yakarken, geride kalan ailelerin gözyaşları dinmeden bu olayı yalnızca bir deniz kazası olarak değerlendirmek, bana göre yapılabilecek en büyük yanlışlardan biri olur. Çünkü ortada cevap bekleyen çok ciddi sorular vardır ve bu soruların üzeri hiçbir gerekçeyle örtülmemelidir.

Kaptan dahil 9 kişinin tutuklanmış olması, olayın adli makamlar tarafından ciddi biçimde ele alındığını göstermektedir. Elbette devam eden soruşturma tamamlanmadan herhangi bir kişiyi suçlu ilan etmek ne doğru olur ne de hukuka uygun olur. Ancak hukuka saygı göstermek, yaşananların nedenini sorgulamaktan vazgeçmek anlamına gelmez. Tam tersine, hukukun ve adaletin gereği olarak olayın en küçük ayrıntısına kadar araştırılması gerekir.

Benim bu olay karşısındaki en büyük tepkim, insan hayatını ikinci plana itebilecek her türlü ihmale ve tedbirsizliğedir. Çünkü denizcilikte hata yapma lüksü yoktur. Bir gemi limandan ayrıldığı zaman içerisinde yalnızca yolcuları değil, yüzlerce ailenin güvenini de taşır. O gemiye binen insanlar kaptanın teknik bilgisini, geminin bakım geçmişini, motorlarının durumunu, güvenlik ekipmanlarının çalışıp çalışmadığını veya yapılan kontrollerin yeterli olup olmadığını bilmez. Vatandaş yalnızca bir bilet alır ve kendisini güven içinde gideceği yere ulaştıracaklarına inanır.

İşte o güvenin karşılığı çok ağır bir sorumluluktur.

Bu nedenle bugün hepimizin sorması gereken soru son derece açık ve nettir: Bu gemi neden sefere çıktı?

Eğer deniz ve hava şartları güvenli değilse neden çıkıldı? Eğer geminin teknik durumunda herhangi bir problem varsa neden gerekli işlemler tamamlanmadan yola çıkıldı? Eğer herhangi bir eksiklik tespit edilmişse neden giderilmedi? Eğer bütün kontroller eksiksiz yapıldıysa ve geminin sefere çıkmasında herhangi bir sakınca görülmediyse, böylesine ağır bir facianın nasıl meydana geldiği bütün teknik boyutlarıyla ortaya konulmalıdır.

Bu sorular sorulmadan, yalnızca “kaza” demek toplumun vicdanını rahatlatmaz.

Çünkü bazı kazalar gerçekten kaçınılmazdır. Ancak bazı kazaların arkasında insan ihmali, yanlış karar, yetersiz denetim, ertelenmiş bakım, göz ardı edilmiş uyarılar veya alınmayan tedbirler olabilir. İşte yapılması gereken, bu ikisinin birbirinden kesin biçimde ayrılmasıdır.

Eğer ortada önceden görülebilecek bir risk vardıysa ve bu risk görmezden gelindiyse, bunun adı kader değildir.

Eğer geminin sefere çıkmaması gereken bir durum vardı ve buna rağmen sefere çıkıldıysa, bunun adı yalnızca talihsizlik değildir.

Eğer yapılması gereken denetim yapılmadıysa, bunun adı basit bir prosedür eksikliği değildir.

Çünkü bütün bunların sonunda insan hayatı vardır.

Bir geminin limanda bekletilmesi ticari bir kayıp yaratabilir. Seferin iptal edilmesi şirket açısından ekonomik sonuç doğurabilir. Yolcuların başka bir gün taşınması planları bozabilir. Fakat bütün bu kayıpların telafisi mümkündür. Kaybedilen bir insan hayatının telafisi yoktur.

Benim kızgınlığım tam da bu noktadadır.

Hiçbir şirketin ticari planı, hiçbir sefer saati, hiçbir ekonomik hesap, hiçbir gecikme endişesi insan hayatından daha önemli olamaz. Eğer güvenlik konusunda en küçük bir tereddüt varsa gemi denize açılmamalıdır. Çünkü denizde alınmayan bir tedbirin bedeli karadaki bir gecikmeden çok daha ağır olabilir.

Bazen bir imza, bazen bir “uygundur” kararı, bazen yapılmayan bir kontrol, bazen de görmezden gelinen küçük bir arıza, saatler sonra büyük bir felaket olarak karşımıza çıkabilir.

İşte bunun için deniz taşımacılığında sorumluluk zinciri bütün yönleriyle incelenmelidir.

Gemiyi kim kontrol etti?

Teknik yeterliliği kim değerlendirdi?

Bakımlar zamanında ve gereği gibi yapıldı mı?

Güvenlik ekipmanları çalışır durumda mıydı?

Geminin taşıma kapasitesi ve yolcu güvenliği açısından herhangi bir sorun var mıydı?

Sefere çıkış kararı hangi şartlarda verildi?

Hava ve deniz koşulları yeterince dikkate alındı mı?

Daha önce herhangi bir uyarı, arıza veya eksiklik bildirildi mi?

Bildirildiyse ne yapıldı?

Ve en önemlisi, bu insanların hayatını korumak için facia yaşanmadan önce yapılması gereken ne vardı?

Bütün bu soruların cevabı bulunmalıdır.

Çünkü kamuoyunun ihtiyacı yalnızca birkaç kişinin tutuklandığını bilmek değildir. Kamuoyu gerçeği bilmek istiyor. Aileler gerçeği bilmek istiyor. Hayatını kaybedenlerin yakınları gerçeği bilmek istiyor.

Toplumun vicdanı, ancak olayın bütün boyutları aydınlatıldığında bir nebze olsun rahatlayacaktır.

Ben kimsenin mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edilmesini istemiyorum. Fakat aynı şekilde kimsenin makamı, görevi, şirketi veya bulunduğu konum nedeniyle sorumluluğunun sorgulanmasından da vazgeçilmemelidir.

Kim kusurluysa hukuk önünde hesap vermelidir.

Kim görevini gerektiği gibi yapmadıysa ortaya çıkarılmalıdır.

Kim ihmalkâr davrandıysa bunun hesabı sorulmalıdır.

Hangi denetim mekanizması çalışmadıysa düzeltilmelidir.

Ve hangi boşluk bu faciaya zemin hazırladıysa bir daha aynı acıyı yaşamamak için o boşluk mutlaka kapatılmalıdır.

Çünkü bu olay yalnızca dünün meselesi değildir. Bugünün hesabı kadar yarının güvenliği de söz konusudur.

Bugün bu geminin neden battığını bütün yönleriyle ortaya çıkaramazsak, yarın başka bir gemide aynı ihmallerin yaşanıp yaşanmayacağının hiçbir garantisi olmaz.

Biz facia olduktan sonra sorumlu arayan değil, facia olmadan önce tehlikeyi gören bir sistem kurmak zorundayız.

Denetim, kâğıt üzerinde yapılan bir işlem değildir. Denetim, insan hayatını koruma görevidir.

Bir geminin evrakı tam olabilir ama güvenli olmayabilir. Bir kontrol listesi imzalanmış olabilir ama gerçek riskler gözden kaçırılmış olabilir. Bu nedenle artık sadece belgelerin tamam olup olmadığına değil, gerçekten insanların güvende olup olmadığına bakılması gerekir.

Vatandaşın devletten ve işletmelerden beklediği budur.

İnsanlar bir gemiye binerken “Acaba bu gemi bugün güvenli mi?” diye düşünmek zorunda kalmamalıdır.

Bir anne çocuğunu yolcu ederken “Denizde bir şey olur mu?” korkusu yaşamamalıdır.

Bir eş, ailesinin başka bir şehre ulaşmasını beklerken “Acaba gerekli tedbirler alındı mı?” diye endişe etmemelidir.

Bu güveni sağlamak, herkesin sorumluluğudur.

Şimdi yapılması gereken, yaşanan acıyı birkaç günlük gündem olmaktan çıkarmaktır. Bu facia, deniz taşımacılığında güvenlik anlayışının yeniden ele alınması için çok ciddi bir uyarı olarak değerlendirilmelidir. Teknik kontrollerden bakım süreçlerine, mürettebat yeterliliğinden işletme sorumluluklarına, hava ve deniz koşullarının değerlendirilmesinden sefere çıkış kararlarına kadar her aşama yeniden ve titizlikle incelenmelidir.

Çünkü insan hayatını korumak için alınan hiçbir tedbir fazla değildir.

Bir geminin sefere çıkmaması gerekiyorsa çıkmayacaktır.

Bir risk varsa giderilecektir.

Bir eksiklik varsa tamamlanacaktır.

Bir şüphe varsa araştırılacaktır.

Ve bütün şartlar güvenli hale gelmeden hiçbir ticari gerekçe sefere çıkışın önüne geçirilmeyecektir.

Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına sabır diliyorum. Kayıp vatandaşlarımızın bir an önce bulunmasını ve ailelerinin daha fazla acı yaşamamasını yürekten temenni ediyorum.

Fakat artık hepimizin ortak bir sorumluluğu da vardır: Bu facianın unutulmasına izin vermemek.

Çünkü unutursak aynı hatalar yeniden yapılabilir.

Bugün sorulacak bir soru, yarın belki onlarca insanın hayatını kurtarabilir.

O soru şudur:

Bu gemi neden sefere çıktı?

Eğer çıkmaması gerekiyorsa, kim neden çıkmasına izin verdi?

Bu sorunun cevabı bütün açıklığıyla ortaya konulmalıdır.

Benim inancım ve beklentim budur: Hukuk sonuna kadar işlemeli, soruşturma hiçbir noktada eksik bırakılmamalı, varsa ihmal ve tedbirsizlik bütün yönleriyle ortaya çıkarılmalı ve sorumluluğu bulunan herkes hukuk önünde hesabını vermelidir.

Çünkü bir gemi gecikebilir.

Bir sefer iptal olabilir.

Bir şirket zarar edebilir.

Bir ticari plan bozulabilir.

Ama insan hayatı geri gelmez.

İşte bu nedenle artık “nasıl olsa bir şey olmaz” anlayışını hayatımızdan çıkarmak zorundayız.

Denizde tedbir bir seçenek değildir.

İnsan hayatı bir maliyet kalemi değildir.

Ve hiçbir sefer, bir insanın canından daha değerli değildir.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?