
(Esra Hasnalçacı yazıyor...)
Dünya İnsani Yardım Günü.
Bu günü yalnızca takvimde yer alan anlamlı bir gün olarak görmek yerine, hepimizin kendimize şu soruyu sorması gerektiğine inanıyorum:
“Dünyanın daha adil, daha güvenli ve daha yaşanabilir olması için ben ne yapıyorum?”
Çünkü insanlık, zor zamanlarda birbirine uzattığı elle büyür.
Savaşların, doğal afetlerin, yoksulluğun, göçün ve ekonomik kırılganlıkların milyonlarca insanın hayatını etkilediği bir dünyada insani yardım artık yalnızca devletlerin, uluslararası kuruluşların veya yardım kuruluşlarının sorumluluğu değildir. İş dünyasının da bu büyük sorumluluğun önemli bir parçası olduğuna inanıyorum.
Bugünün dünyasında güçlü şirket yalnızca yüksek ciro yapan, ihracatını artıran, istihdam yaratan şirket değildir.
Güçlü şirket; içinde yaşadığı topluma değer katan, kriz anında elini taşın altına koyan ve kazancını insanlığın ortak geleceğine katkıya dönüştürebilen şirkettir.
Türkiye iş dünyasının burada çok önemli bir avantajı var.
Bizim girişimcilik kültürümüzde dayanışma, yardımlaşma ve zor günde birbirinin yanında olma anlayışı güçlüdür. Anadolu’nun ticaret geleneğinde “komşusu açken tok yatmamak” yalnızca bir söz değil, yüzyıllardır yaşatılan bir anlayıştır.
Bugün bu anlayışı modern iş dünyasının imkânlarıyla yeniden yorumlamamız gerekiyor.
Çünkü artık yardım sadece bir koli gıda göndermekten ibaret değil.
Bir gence eğitim imkânı sağlamak, bir kadının ekonomik hayata katılmasına destek olmak, bir afetzedeye iş imkânı yaratmak, bir girişimcinin ayağa kalkmasına katkı sunmak, bir çocuğun geleceğine yatırım yapmak da insani yardımdır.
Hatta bana göre insanı yeniden kendi ayakları üzerinde durabilecek hale getirmek, yardımın en güçlü biçimlerinden biridir.
İşte tam da burada iş dünyasının rolü ortaya çıkıyor.
Şirketlerimizin sosyal sorumluluk projelerini yalnızca dönemsel kampanyalar olarak değil, uzun vadeli bir değer yaratma stratejisi olarak görmesi gerektiğine inanıyorum.
Çünkü sosyal fayda ile ekonomik başarı birbirinin alternatifi değildir.
Tam tersine;
İnsana yatırım yapan ekonomi, daha güçlü bir toplum yaratır.
Daha güçlü toplum, daha sağlam bir ekonomi oluşturur.
Daha sağlam ekonomi ise daha fazla istihdam, daha fazla üretim ve daha fazla refah demektir.
Bu nedenle insani yardım meselesine yalnızca vicdani bir sorumluluk olarak değil, aynı zamanda geleceğe yönelik stratejik bir yatırım olarak bakmalıyız.
Türkiye’nin iş dünyası; üretimiyle, ihracatıyla, girişimcileriyle, KOBİ’leriyle ve büyük şirketleriyle çok güçlü bir potansiyele sahip.
Bu potansiyeli yalnızca ekonomik büyümeye değil, insani kalkınmaya da yönlendirebilirsek ortaya çok daha büyük bir değer çıkar.
Bugün dünyada şirketlerin itibarı yalnızca ürünlerinin kalitesiyle ölçülmüyor. Çalışanına nasıl davrandığı, çevreye ne kadar duyarlı olduğu, toplumla nasıl bir ilişki kurduğu ve kriz zamanlarında nasıl bir duruş sergilediği de artık şirketlerin gerçek değerinin bir parçası.
Ben iş dünyasının geleceğinin burada şekilleneceğine inanıyorum.
Daha fazla kazanan değil, daha fazla değer üreten şirketler geleceğin kazananları olacaktır.
Bu yüzden Dünya İnsani Yardım Günü vesilesiyle iş dünyamıza küçük ama önemli bir çağrıda bulunmak istiyorum:
Gelir tablolarımızın yanına bir de “insanlık bilançosu” koyalım.
Kaç kişiye dokunduk?
Kaç gencin hayatına fırsat kattık?
Kaç ailenin yeniden ayağa kalkmasına destek olduk?
Kaç çocuğun eğitimine katkı sunduk?
Kaç insanın umudunu yeniden yeşerttik?
Çünkü geride bıraktığımız en değerli miras yalnızca şirketimizin büyüklüğü, sahip olduğumuz varlıklar veya elde ettiğimiz finansal başarılar olmayacaktır.
Geride bıraktığımız asıl miras, dokunduğumuz hayatlar olacaktır.
İnanıyorum ki Türkiye’nin iş dünyası bunu başarabilecek güçtedir.
Biz üretmeyi biliyoruz.
Biz çalışmayı biliyoruz.
Biz zor zamanlarda kenetlenmeyi biliyoruz.
Şimdi bütün bu gücümüzü daha fazla dayanışmaya, daha fazla sosyal faydaya ve daha fazla insani değere dönüştürme zamanıdır.
Dünya İnsani Yardım Günü bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor:
Bir insanın hayatına dokunmak, bazen dünyanın tamamını değiştirmek kadar değerlidir.
Ve belki de bugün hepimizin kendisine sorması gereken en önemli soru şudur:
“Ben bu dünyanın daha iyi bir yer olması için üzerime düşeni yapıyor muyum?”
Ben inanıyorum ki iş dünyasının gerçek büyüklüğü, sadece ne kadar kazandığıyla değil, kazandığıyla insanlığa ne kadar katkı sunduğuyla ölçülecektir.
Çünkü en büyük yatırım insana yapılan yatırımdır.
En kalıcı değer ise iyiliktir.
