
(Esra Hasnalçacı yazıyor...)
Prag’da bir kongreden fazlasını yaşadım: Kadın girişimciliğinin ülkeler arasında nasıl bir ekonomik ve kültürel köprü kurabildiğine tanıklık ettim.
Prag’a giderken bunun önemli bir uluslararası iş dünyası buluşması olacağını biliyordum.
Ancak orada geçirdiğim günlerin sonunda, bu buluşmanın benim için yalnızca bir kongre olmadığını çok daha iyi anladım.
Dünyanın farklı ülkelerinden gelen kadın girişimciler, yöneticiler ve liderlerle aynı salonlarda buluşmak; farklı coğrafyalardan gelen hikâyeleri dinlemek, aynı sorunlara farklı ülkelerde nasıl çözümler üretildiğini görmek ve Türkiye’nin girişimcilik potansiyelini uluslararası bir ortamda paylaşmak benim için çok değerli bir deneyim oldu.
73rd World FCEM Congress, bana bir kez daha gösterdi ki bugün iş dünyasında sınırlar haritalarda kalıyor; fikirler, sermaye, teknoloji, bilgi ve insan ilişkileri ise sınırların çok ötesine geçiyor.
Prag’da gördüğüm gerçek: Ekonomi artık sadece rakamlardan ibaret değil
Kongre boyunca farklı ülkelerden kadınlarla gerçekleştirdiğim sohbetlerde ortak bir noktayı çok net gördüm.
Hepimizin ülkeleri, sektörleri ve ekonomik koşulları farklıydı.
Fakat girişimcilik yolculuklarımızda karşılaştığımız sorunlar ve geleceğe ilişkin beklentilerimiz birbirine şaşırtıcı derecede yakındı.
Finansmana erişim…
Yeni pazarlara açılmak…
Dijital dönüşüme ayak uydurmak…
Yapay zekânın iş dünyasını dönüştüren etkisi…
Nitelikli insan kaynağı…
Sürdürülebilirlik…
Ve en önemlisi, kadınların karar alma mekanizmalarında ve ekonomik hayatın merkezinde daha güçlü yer alması…
Prag’da bunları konuşurken şunu düşündüm:
Dünyanın farklı ülkelerindeki kadın girişimciler aslında birbirinden çok uzak değil.
Bizi birbirimize yaklaştıran şey yalnızca ticaret değil; aynı zamanda ortak bir gelecek arayışı.
“Small country. Global impact.”
Kongrenin “Small country. Global impact. Women shaping the future” teması, Prag’da yaşadığım deneyimin belki de en anlamlı cümlesiydi.
Çünkü küresel etki yaratmanın yalnızca büyük ekonomilere veya büyük şirketlere ait olmadığını orada bir kez daha gördüm.
Bazen küçük bir girişim, doğru bağlantıyla uluslararası bir pazara ulaşabiliyor.
Bazen bir kadının yıllar içinde oluşturduğu yerel bir marka, başka bir ülkedeki girişimciye ilham verebiliyor.
Bazen bir kahve masasında başlayan sohbet, aylar sonra iki ülke arasında ticari bir iş birliğine dönüşebiliyor.
İşte uluslararası iş dünyası buluşmalarının gerçek gücü burada.
İnsanları bir araya getiriyorlar.
İnsanlar bir araya geldiğinde ise fikirler, sermaye, deneyim ve fırsatlar hareket etmeye başlıyor.
Türkiye–Çekya ilişkilerine kadın girişimcilerin katkısı
Prag’da bulunurken Türkiye ile Çekya arasındaki ilişkileri de farklı bir perspektiften değerlendirme fırsatı buldum.
Türkiye ve Çekya arasındaki ekonomik ilişkilerin yalnızca mevcut ticaret rakamları üzerinden değil, gelecekte kurulabilecek yeni ortaklıklar üzerinden de ele alınması gerektiğine inanıyorum.
Özellikle kadın girişimciler bu noktada önemli bir rol üstlenebilir.
Çünkü kadın girişimcilerin oluşturduğu uluslararası ağlar; ticaretin yanında kültürel iletişimi, karşılıklı güveni ve toplumlar arasındaki bağı da güçlendiriyor.
Ben Prag’da bunun küçük ama çok anlamlı örneklerine tanıklık ettim.
Farklı ülkelerden kadınlarla konuşurken kendi ülkelerimizi anlattık.
Kendi kültürlerimizi, mutfağımızı, üretim anlayışımızı, iş yapma biçimlerimizi paylaştık.
Sonra fark ettik ki ekonomik iş birliklerinin arkasında aslında çok daha güçlü bir unsur var:
Birbirimizi tanımak.
Bir ülkenin insanını tanımadan o ülkeyle kalıcı ve sürdürülebilir bir ekonomik ilişki kurmanın zor olduğuna inanıyorum.
Bu nedenle kadın girişimcilerin uluslararası ağlarını aynı zamanda birer kültürel diplomasi ve ekonomik diplomasi ağı olarak görüyorum.
Kadın girişimciliği ekonomik büyümenin merkezinde
Prag’da kadınların yalnızca girişimci olarak değil, ekonominin geleceğini şekillendiren karar vericiler olarak da ne kadar güçlü bir potansiyele sahip olduğunu bir kez daha gördüm.
Kadın girişimciliğini yalnızca “kadınların iş hayatına katılımı” başlığı altında değerlendirmek artık yeterli değil.
Mesele çok daha büyük.
Kadınların kurduğu şirketler büyüdükçe istihdam yaratılıyor.
Yeni pazarlar açılıyor.
İhracat kapasitesi gelişiyor.
Yeni ürünler ve hizmetler ortaya çıkıyor.
Teknoloji daha fazla kullanılıyor.
Ve en önemlisi, toplumun ekonomik üretim kapasitesi genişliyor.
Dolayısıyla kadın girişimciliğini desteklemek, yalnızca kadınlara yönelik bir sosyal politika değildir.
Bu, doğrudan ekonomik büyüme politikasıdır.
Prag’da bunu farklı ülkelerin deneyimleri üzerinden görmek benim için son derece öğreticiydi.
Bir kartvizitten çok daha fazlası
Kongrede tanıştığım insanları düşünürken, aslında elimde biriktirdiğim şeyin kartvizitlerden çok daha değerli olduğunu fark ettim.
Her kartvizitin arkasında bir ülke vardı.
Bir sektör vardı.
Bir başarı hikâyesi vardı.
Bir mücadele vardı.
Ve geleceğe dair bir umut vardı.
Bu nedenle uluslararası toplantıların gerçek kazanımını yalnızca “kaç kişiyle tanıştık?” sorusuyla ölçmemek gerektiğini düşünüyorum.
Asıl soru şu olmalı:
Kaç yeni fikir doğdu?
Kaç yeni iş birliğinin temeli atıldı?
Kaç insan birbirini dinledi?
Kaç ülke birbirini daha yakından tanıdı?
İşte Prag’dan dönerken benim aklımda en çok bu sorular kaldı.
Türkiye’nin kadın girişimcileri dünyaya daha fazla açılmalı
Prag’daki deneyimim bana bir şeyi daha güçlü biçimde gösterdi:
Türkiye’nin kadın girişimcilerinin dünyada anlatılacak çok güçlü hikâyeleri var.
Üreten, istihdam sağlayan, teknoloji kullanan, ihracat yapan, markalaşan, ailesini ve işini aynı anda taşıyan, krizlerde çözüm üreten ve bütün bunları yaparken yeni nesillere ilham veren çok sayıda kadın girişimcimiz bulunuyor.
Ancak bu hikâyelerin daha fazla uluslararası platformda anlatılması gerekiyor.
Türkiye’nin ekonomik gücünü dünyaya anlatırken yalnızca büyük şirketlerimizi değil, kadın girişimcilerimizin başarılarını da görünür kılmalıyız.
Çünkü Türkiye’nin dünyaya sunabileceği değer yalnızca ürünlerden ibaret değil.
Bizim aynı zamanda güçlü bir girişimcilik kültürümüz, üretim deneyimimiz, genç ve dinamik insan kaynağımız ve farklı coğrafyalarla ilişki kurabilme kabiliyetimiz var.
Bunların tamamı Türkiye’nin küresel ekonomik gücünün parçaları.
Prag’dan ayrılırken
Prag’dan ayrılırken şehrin tarihi sokaklarına bir kez daha baktım.
Yüzyıllardır farklı kültürlerin kesiştiği bu şehirde, dünyanın farklı ülkelerinden kadınların aynı amaç etrafında buluşmasının sembolik anlamını düşündüm.
Dünya değişiyor.
Ekonomiler değişiyor.
Teknoloji değişiyor.
İş yapma biçimlerimiz değişiyor.
Fakat değişmeyen bir gerçek var:
İnsanlar birbirine güvenmeden, ülkeler birbirini anlamadan ve girişimciler birbirleriyle iş birliği yapmadan sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek mümkün değil.
Prag bana bunu bir kez daha hatırlattı.
Bu nedenle oradan yalnızca yeni bağlantılarla değil, yeni bir bakış açısıyla döndüm.
Kadınların ekonomik hayattaki gücünün, ülkeler arasındaki ilişkileri de dönüştürebileceğine dair inancım daha da güçlendi.
Türkiye ile Çekya arasında ve Türkiye ile dünyanın farklı ülkeleri arasında kurulacak yeni ekonomik ve kültürel köprülerde kadın girişimcilerin daha fazla yer alması gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü artık mesele yalnızca bugünün ticaretini yapmak değil.
Yarının ekonomisini birlikte kurmak.
Ve ben Prag’da şuna bir kez daha inandım:
Kadınlar geleceği yalnızca takip etmiyor.
Kadınlar geleceği şekillendiriyor.
Prag’da başlayan bu buluşmanın ve kurulan bu ilişkilerin, önümüzdeki dönemde yeni ticari ortaklıklara, yeni yatırımlara, yeni kültürel etkileşimlere ve yeni dostluklara dönüşmesini diliyorum.
Çünkü bazen bir yolculuğun en değerli sonucu, vardığınız yer değil;
dönerken yanınızda getirdiğiniz yeni dünyadır.
