BIST 100
15.062,65 0,15%
DOLAR
45,3578 0,11%
EURO
53,4598 0,55%
GRAM ALTIN
6.890,41 1,09%
FAİZ
40,65 -0,12%
GÜMÜŞ GRAM
117,77 3,23%
BITCOIN
80.155,00 0,36%
GBP/TRY
61,8741 0,57%
EUR/USD
1,1781 0,47%
BRENT
100,49 0,43%
ÇEYREK ALTIN
11.265,83 1,09%
İstanbul Parçalı Az Bulutlu
İstanbul hava durumu
25 °
  • ANASAYFA
  • ŞÖYLEŞİ
  • BİR FABRİKA KAPANMIYOR; BİR ŞEHRİN ÜRETİM HAFIZASI SESSİZCE EKSİLİYOR

BİR FABRİKA KAPANMIYOR; BİR ŞEHRİN ÜRETİM HAFIZASI SESSİZCE EKSİLİYOR

WhatsApp Image 2026-09-14 at 09.58.09

(Esra Hasnalçacı yazıyor…)

Kayseri’de yıllarca üretimin, emeğin, alın terinin ve sanayinin önemli adreslerinden biri olan Orta Anadolu Mensucat’ın kapısına kilit vurulduğunu duyduğumda, bunu yalnızca bir fabrikanın kapanması olarak düşünemedim. Çünkü bazı fabrikalar vardır; sadece üretim yapmaz. Bir şehrin hafızasını oluşturur, insan yetiştirir, ailelerin hayatına dokunur, yan kuruluşları ve tedarik zinciriyle çevresinde büyük bir ekonomik hayat oluşturur. Orta Anadolu da benim için, Kayseri için ve Türkiye tekstil sektörü için böyle bir yerdi.

Bugün bu fabrikanın kapanmasını konuşurken sadece kaç kişinin işsiz kalacağını hesaplamak yeterli değildir. Çünkü bir fabrikanın gerçek etkisi bordrosundaki çalışan sayısından çok daha büyüktür. Çalışanın ailesi vardır, çocuğu vardır, evinin alışverişi vardır. Servisçisi, yemekçisi, tedarikçisi, nakliyecisi, bakımcısı, yan sanayisi vardır. Üretimin etrafında oluşan koskoca bir ekonomik çark vardır. Bu nedenle bir fabrikanın kapısına kilit vurulduğunda aslında sadece bir işletmenin faaliyeti sona ermez; o işletmenin etrafında yaşayan ekonomik ve sosyal hayat da bundan payını alır.

Orta Anadolu’nun Kayseri ve Türkiye açısından değerini de bu geniş çerçevede değerlendirmek gerekir. Türkiye tekstil alanında yıllar boyunca dünyanın önemli üretim merkezlerinden biri oldu. Kumaş ürettik, iplik ürettik, denim ürettik, hazır giyim ürettik, ihraç ettik. Binlerce insan bu sektör sayesinde evine ekmek götürdü. Bugün ise dünya tekstilinde rekabet şartları çok değişti. Daha düşük maliyetle üretim yapan ülkeler dünya pazarındaki paylarını artırırken, Türkiye’de enerji, finansman, işçilik, vergi, kur, lojistik ve diğer maliyetler sanayicimizin rekabet gücünü her geçen gün daha fazla zorluyor.

Burada benim sormak istediğim soru çok açık: Biz yalnızca bugünün maliyetini mi hesaplıyoruz, yoksa yarının kaybını da hesaplıyor muyuz?

Çünkü üretim başka ülkelere gittiğinde yalnızca bir fabrikanın üretimini kaybetmiyoruz. Yetişmiş insan gücünü, yılların tecrübesini, üretim bilgisini, ihracat bağlantılarını, tedarik zincirini ve sanayi kültürünü de kaybetme riskiyle karşı karşıya kalıyoruz.

Bir fabrikayı kapatmak belki bir günde alınabilecek bir karar olabilir. Ama yıllar içerisinde oluşmuş üretim kültürünü yeniden kurmak o kadar kolay değildir.

Ben bunu sadece ekonomik açıdan söylemiyorum. Kendi hayatımdan biliyorum.

Benim Orta Anadolu Mensucat ile bağım, bir fabrikanın çalışanı olarak başlayıp biten bir bağ değil. Benim çocukluğum 1980-1997 yılları arasında o fabrikanın lojmanlarında geçti. Ben o fabrikanın içinde büyüdüm. Makinelerin arasında saklambaç oynadım. Çocukluğumun bir parçası o fabrikanın sesleri, kokuları, çalışanları ve üretim kültürüyle geçti.

Babam, Orta Anadolu’nun özellikle indigo Ar-Ge ve Ür-Ge çalışmalarının kuruluşunda büyük emeği olan insanıdır. Ben daha çocuk yaşlarda kumaşın, rengin, üretimin ve tasarımın ne olduğunu görerek büyüdüm. Üç yıl okul hayatımdan sonra ben de Ar-Ge bölümünde hayata başladım. Babamla birlikte kumaş tasarlardım. Kumaşın sadece iplikten ve dokumadan ibaret olmadığını; bir fikrin, emeğin, deneyimin ve yılların birikiminin ürünü olduğunu orada öğrendim.

Benim için fabrika demek biraz da budur.
Makinelerin arasında geçen çocukluk…
Sonra üretimin içinde başlayan hayat…
Ustalar…
Mühendisler…
Kumaşlar…
Renkler…
Denemeler…
Hatalar…
Yeni ürünler…
Ve bütün bunların içinde yetişen bir insan.

Orta Anadolu Mensucat fabrikası kurucusu Demir Karamancı babamın yakın arkadaşıdır. “Kayseri’de benden daha iyi Hasnalçacı var” derdi. Bugün geriye dönüp baktığımda, o sözün benim için sadece güzel bir hatıra olmadığını düşünüyorum. O sözün içinde bir fabrika sahibinin arkadaşına duyduğu güven, bir kuşağın diğer kuşağa aktardığı tecrübe ve üretim kültürü vardı.

1997 yılında babam emekli oldu. Biz de kendi fabrikamızı kurduk. Gürkar Tekstil markamızda KEEPOUT Kendi yolumuza devam ettik. Mavinin de ihracatını yaparken Orta Anadolu ile bağımız da devam etti. Demir amcaya telefon açıp “Bana şu kumaş lazım” dediğimde, “Sen planlamanı yap, sabah kumaş sende” derdi. Bu, bugün belki basit bir cümle gibi gelebilir. Ama o dönemin üretim anlayışını anlatan çok güçlü bir cümleydi.

Güven vardı.
Tecrübe vardı.
İnsan ilişkisi vardı.
Üretim kültürü vardı.
Herkes kendi işini yapıyor, herkes birbirinin işine güveniyordu.

Hatta Orta Anadolu’da çalışan bazı arkadaşlar, benim için üretim yaptıklarını bile bilmezlerdi. Biz işimizi yapar, üretir, yolumuza devam ederdik.

Aradan yıllar geçti.

Ve bundan yaklaşık bir yıl önce babam sektördeki gelişmeleri, üretimin geldiği noktayı ve yaşanan ekonomik şartları görünce üretimi durmak zorunda kaldı, çünkü sipariş gelmedi, sirkülasyon sağlanamadı, çalışanların tazminatını ödeyerek ara vermek zorunda kaldık, napacağız baba dediğimde, kendisi “Fabrikayı kiraya veririm, kira parası yeriz” dediğinde;

Ben de doğal olarak “Ben ne olacağım, kardeşim ne olacak?” diye düşündüm.
Çünkü bizim için üretim sadece bir iş değildi. Bizim hayatımızdı.
Ama hayatın önümüze koyduğu şartlara da bakmak zorundaydık.
Tam o dönemde Kayseri’de yatak ve baza üretimi yapan 2 arkadaşımız ile konuşmalarımızda “Ürünüm var ama yerim yok” dedi.
Bizim ise yerimiz vardı ama ürünümüz yoktu.
Birbirimizin ihtiyacı, birbirimizin çözümü olduk.

Gençlerin iki markasını aldık. Biri Puff Sleep’ti; e-ticarette modern tasarımlarla ilerleyen bir yapıydı. Diğeri Lenon Yatak’tı; daha klasik ve mağaza kanalında Kayseri’de iyi giden yatak-baza üretimiydi.

Biz de yeniden düşündük.
Konfeksiyon ve önceki makineleri sattık.
Yatak makinelerini yerleştirdik.
Yeni bir üretim alanı oluşturduk.
Ve babam “Üretime devam” dedi.
Çünkü benim hayatımda üretimin alternatifi hiçbir zaman kolay bir seçenek olmadı.

Dün ise çocukluğumun geçtiği, makinelerin arasında büyüdüğüm, babamdan üretmeyi öğrendiğim Orta Anadolu Mensucat’ın kapandığını duydum.

İşin ilginç tarafı, belki de bir yıl önce bizim yaşadığımız süreci şimdi Orta Anadolu’nun yaşadığını gördüm.

Bir yıl önce biz “Ne yapacağız?” diye düşünüyorduk.
Bugün aynı sektörün köklü kuruluşlarından birinin kapanmasını konuşuyoruz.
İnsan böyle bir haberi duyunca ne hisseder?
Ben açıkçası çok şaşırmadım.
Sevinmedim de.
Üzülmedim de.
“Nasip” dedim.
Çünkü hayat bana bir şeyi öğretti: Bazen önünüzde kapanan kapının arkasından uzun uzun bakmak yerine, önünüzde açılan kapıya yönelmeniz gerekiyor.

Biz de işimize devam ettik.
Bugün hâlâ nefes alıyor muyuz?
Çok şükür.
Gerisi çalışmak ve tevekkül.

Ama benim bugün burada asıl söylemek istediğim şey başka.

Ben kendi hayatımda yeni bir üretim alanı bulabildim diye Türkiye’nin tekstilde yaşadığı bu büyük dönüşümü görmezden gelemem.

Çünkü herkesin bizim kadar şansı, sermayesi, imkânı, yeni bir üretim alanına geçme fırsatı olmayabilir.

Bir işçinin başka bir fabrikaya geçmesi kolay olmayabilir.

Bir ustanın yıllarca yaptığı işi bırakıp başka bir sektöre geçmesi kolay olmayabilir.

Bir ailenin gelirini yeniden oluşturması kolay olmayabilir.

Bu yüzden Türkiye olarak artık “Fabrika kapandı, başka yerde üretim yapılır” kolaycılığına sığınmamalıyız.

Üretim bir ülkeden başka bir ülkeye taşınabilir; fakat üretim kültürünün taşınması o kadar kolay değildir.

Türkiye’nin tekstilde büyük bir birikimi var. Kayseri’nin de büyük bir üretim kültürü var. Biz bunu korumak zorundayız.

“Türkiyede barınma, giyim, yiyecek 3 temel unsur bizim için çok önemlidir…

Elbette dünya değişiyor.
Elbette maliyetler değişiyor.
Elbette şirketler kâr etmek ve ayakta kalmak zorunda.

Elbette rekabetin kuralları var.

Ama bütün bunların yanında devletin, finans sektörünün, sanayicinin, yerel yönetimlerin, üniversitelerin ve iş dünyasının birlikte düşünmesi gereken bir gerçek var:

Türkiye üretim yapan işletmesini kaybetmemelidir.

Bunun yolu da geçmişteki üretim modeline körü körüne tutunmak değildir.

Daha teknolojik üretim yapmalıyız.
Daha yüksek katma değer üretmeliyiz.
Daha güçlü markalar oluşturmalıyız.
Ar-Ge ve Ür-Ge’ye daha fazla yatırım yapmalıyız.
Enerjiyi daha verimli kullanmalıyız.
Çevreye duyarlı, sürdürülebilir üretimi büyütmeliyiz.
Karbon ayak izimizi azaltmalıyız.
Nitelikli insan gücümüzü korumalı ve yetiştirmeliyiz.
Ve en önemlisi, Türkiye’de üretim yapan insanın dünya ile rekabet edebileceği şartları oluşturmalıyız.

Çevre açısından da meseleyi doğru okumamız gerekiyor. Türkiye’de çevre standartlarının yükselmesi, daha temiz üretim yapılması ve sürdürülebilirliğin güçlenmesi elbette vazgeçilmez. Ancak üretimi başka ülkelere göndermek, dünyanın toplam üretim yükünü ortadan kaldırmıyor. Ürün yine üretilecek, enerji yine kullanılacak, su yine tüketilecek, ürün yine binlerce kilometre taşınacak.

O halde hedefimiz üretimi Türkiye’den çıkarmak değil, Türkiye’de daha temiz, daha teknolojik, daha verimli ve daha rekabetçi üretim yapmak olmalıdır.

Kayseri’nin ihtiyacı da budur.

Çünkü Kayseri yalnızca ticaret yapan bir şehir değildir.

Kayseri üreten bir şehirdir.

Kayseri’nin gücü fabrikalarının duvarlarından değil, o fabrikalarda yetişmiş insanlardan gelir.

Ben bunu kendi hayatımda gördüm.
Babamdan gördüm.
Orta Anadolu’da gördüm.
Kendi fabrikamda gördüm.
Bugün yeni bir üretim alanında yeniden görüyorum.

Bu nedenle Orta Anadolu Mensucat’ın kapanması benim için geçmişte kalmış bir fabrikanın hikâyesi değildir. Çocukluğumun bir parçasının kapanmasıdır. Bir üretim kültürünün sessizleşmesidir. Kayseri’nin sanayi hafızasından önemli bir parçanın eksilmesidir.

Ama aynı zamanda geleceğe bakmamız için bir uyarıdır.

Ben geçmişe üzülerek takılıp kalmayı doğru bulmuyorum.

Çünkü üretim hayatında bazen bir kapı kapanıyor, başka bir kapı açılıyor.

Bizim kapımız da kapandı, biz başka bir kapı açtık.

Bugün yine çalışıyoruz.
Yine üretiyoruz.
Yine mücadele ediyoruz.
Yine geleceğe bakıyoruz.
Çünkü nefes alıyorsak, çok şükür, gerisi çalışmak ve tevekkül.

Fakat Türkiye’nin de aynı anlayışla hareket etmesi gerektiğine inanıyorum.

Kapanan her fabrikanın ardından sadece “nasip” deyip geçemeyiz.

Ders çıkarmalıyız.
Neden kapandı?
Neden rekabet edemedi?
Neden üretim başka ülkelere kaydı?
Neden maliyetler bu noktaya geldi?
Ve daha önemlisi, bundan sonra hangi fabrikaların kapanmasını önleyebiliriz?

Bu soruların cevabını bulmak zorundayız.
Çünkü mesele yalnızca bugünün istihdamı değildir.
Mesele çocuklarımızın nasıl bir Türkiye’de yaşayacağıdır.
Mesele Türkiye’nin üretmeye devam edip etmeyeceğidir.
Mesele Kayseri’nin üretim şehri olarak kalıp kalmayacağıdır.
Ben çocukluğumu bir fabrikanın lojmanlarında geçirdim.

Makinelerin arasında büyüdüm.
Babamla kumaş tasarladım.
Ar-Ge’de hayata başladım.
Kendi fabrikamızı kurdum.
Ürettim, ihraç ettim.
Fabrikamızı dönüştürdüm.

Bugün yeni bir alanda yeniden üretmeye devam ediyorum.

O yüzden bugün Orta Anadolu’nun kapısının kapanmasına bakarken, sadece bir fabrikanın kapanışını görmüyorum.

Bir dönemin kapanışını görüyorum.

Ama aynı zamanda yeni bir dönemin başlaması gerektiğini de görüyorum.

Benim dileğim, Türkiye’nin tekstili kaybeden değil, tekstili dönüştüren ülke olmasıdır.

Kayseri’nin de üretim hafızasını kaybetmeden geleceğe yürümesidir.

Çünkü fabrika dediğimiz şey sadece makine değildir.

Fabrika insandır.
Fabrika emektir.
Fabrika ailedir.
Fabrika tecrübedir.
Fabrika ihracattır.
Fabrika bir şehrin ekonomisidir.

Ve bazen bir fabrikanın kapısına kilit vurulduğunda, aslında bir ülkenin üretim gücünden de bir parça eksilir.

Ben bugün Orta Anadolu’ya bakarken geçmişimi görüyorum.

Ama geçmişte kalmak istemiyorum.

Çünkü benim için hayatın özeti çok açık: Nefes alıyorsak çok şükür; gerisi çalışmak, üretmek ve tevekkül.

Fakat ülke olarak da nefes alan üretim tesislerimizi yaşatmak, çalışanlarımızı korumak ve Türkiye’nin üretim gücünü geleceğe taşımak zorundayız.

Çünkü üretim biterse sadece fabrikalar susmaz; bir ülkenin geleceği de sessizleşir.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?