
(Esra Hasnalçacı yazıyor...)
Bir kurumun gerçek değeri, sahip olduğu makamlarla değil; temsil ettiği insanlara, desteklediği işletmelere ve ülke ekonomisine kattığı değerle ölçülür.
İstanbul Ticaret Odası Başkanı Sayın Şekib Avdagiç’i, desteklediği listelerin İTO Meclisi’nde yaklaşık yüzde 85 çoğunluk elde etmesiyle ortaya çıkan güçlü güvenoyu dolayısıyla gönülden kutluyorum. Bu sonucun İstanbul iş dünyası için hayırlı olmasını diliyor; yeni dönemin üretime, ticarete, istihdama ve ülkemizin ekonomik gelişimine değer katmasını temenni ediyorum.
Çünkü İstanbul, yalnızca Türkiye’nin en büyük şehirlerinden biri değil; üretimin, ticaretin, girişimciliğin, ihracatın ve ekonomik hareketliliğin merkezidir. Bu şehrin ticaret hayatında atılan her adım, yalnızca büyük işletmeleri değil, küçük esnafı, aile şirketlerini, girişimcileri, sanayicileri ve alın teriyle geçimini sağlayan binlerce insanı da yakından ilgilendirir.
İstanbul’un ekonomik gücünü anlamak için yalnızca büyük rakamlara, yüksek cirolara veya büyüyen şirketlere bakmak yeterli değildir. Bir dükkânın kepengini her sabah umutla açan esnafın beklentisini, üretim yapmak için yatırım alan sanayicinin cesaretini, yeni bir iş kurmak isteyen girişimcinin önündeki fırsatları ve istihdam sağlayan işletmelerin sürdürülebilirliğini de görmek gerekir. Ekonominin gerçek başarısı, bütün bu kesimlerin aynı gelecek hedefi etrafında güçlenebilmesidir.
Benim için güven, yalnızca bir seçim sonucuyla ortaya çıkan destek değil; o desteği somut hizmetlere, ekonomik değere ve kalıcı kazanımlara dönüştürebilme sorumluluğudur.
Makamın Değeri, Kazandırdığı Değer Kadardır
İş dünyasında uzun yıllara dayanan tecrübem bana şunu gösterdi: Bir koltuğun kıymeti, o koltukta oturan kişinin unvanıyla değil, o makamı ne ölçüde işlevsel hâle getirdiğiyle belirlenir. Kurumlar, temsil ettikleri insanların hayatına dokunabildikleri, işlerini kolaylaştırabildikleri ve önlerini açabildikleri ölçüde anlam kazanır.
Ticaret odaları da bu açıdan son derece önemli bir sorumluluk taşır. İşletmelerin yalnızca işlemlerini gerçekleştirdikleri yapılar değil; onların gelişimini destekleyen, rekabet gücünü artıran, yeni pazarlara erişimini kolaylaştıran ve ekonomik değişime uyum sağlamalarına katkı sunan merkezler olmalıdır.
İstanbul gibi küresel ticaretle iç içe geçmiş bir şehirde bu sorumluluk daha da büyüktür. Çünkü burada alınan kararların etkisi, İstanbul’un sınırlarını aşarak Türkiye’nin üretim ve ihracat kapasitesine kadar uzanabilir.
Bu nedenle yeni dönemde benim en büyük beklentim; iş dünyasının ihtiyaçlarına cevap veren, bürokrasiyi azaltan, dijitalleşmeyi hızlandıran, finansmana erişimi kolaylaştıran, nitelikli istihdamı destekleyen ve özellikle küçük işletmelerin rekabet gücünü artıran bir hizmet anlayışının daha da güçlenmesidir.
İstanbul esnafının kazandığı, sanayicinin daha rahat üretim yaptığı, girişimcinin önünü görebildiği ve işletmelerin geleceğe güvenle yatırım yapabildiği bir ekonomik ortam, hepimizin ortak kazanımı olacaktır.
Yıllara Dayanan Bir Tanışıklık, Ortak Değerlere Duyulan Saygı
Sayın Şekib Avdagiç ile birlikteliğimiz ve tanışıklığımız uzun yıllara dayanıyor. Kendisi, babamın da dostları arasında yer alıyor. Bu nedenle kendisini yalnızca iş dünyasındaki görevleri ve başarıları üzerinden değil, yıllara yayılan bir tanışıklığın ve ortak değerlerin penceresinden de değerlendiriyorum.
Şekib Bey’in MÜSİAD’ın kurucu kadrosunda yer almış olması da bu ortak geçmişin önemli bir parçasıdır. MÜSİAD, benim için yalnızca iş insanlarının bir araya geldiği bir yapıdan ibaret değildir. Aynı zamanda birbirinden güç alan, tecrübesini paylaşan, birlikte üretmeyi önemseyen, birbirinin başarısından mutluluk duyan ve kazandığını başkalarına da kazandırma sorumluluğunu taşıyan bir iş dünyası ailesidir.
Benim MÜSİAD anlayışımın temelinde, birlikte büyümek, birlikte güçlenmek ve başarıyı paylaşarak çoğaltmak vardır.
Çünkü gerçek başarı, yalnızca kişinin kendi işletmesini büyütmesi değildir. Kendi başarısıyla birlikte çevresine de imkân oluşturabilmesi, yeni iş birliklerine kapı açması, istihdamı desteklemesi ve bulunduğu şehrin ekonomik gelişimine katkıda bulunmasıdır.
Birbirimizin tecrübesinden yararlandığımızda, farklı sektörlerin birikimini ortak hedeflerde buluşturduğumuzda ve güvene dayalı ilişkiler kurduğumuzda ortaya çıkan değer, tek başına elde edilebilecek kazanımların çok ötesine geçer.
Güçlü Ekonomi, Güçlü İşletmelerle Mümkündür
Bugün Türkiye ekonomisinin ihtiyaç duyduğu en önemli unsurlardan biri, güven veren ve öngörülebilir bir ekonomik zemindir. İş insanı yarını öngörebildiğinde yatırım kararını daha sağlıklı verir. Esnaf maliyetlerini yönetebildiğinde işletmesini sürdürür. Sanayici üretim planını güvenle yapabildiğinde istihdamını korur ve ihracatını geliştirmek için daha güçlü adımlar atabilir.
Elbette ekonomik güven tek bir kurumun veya kişinin sorumluluğuyla oluşturulamaz. Kamu, finans sektörü, meslek kuruluşları, özel sektör ve sivil toplum arasında güçlü bir iletişim ve iş birliği gerekir. Ancak iş dünyasını temsil eden kurumların bu ortak zemini oluşturmakta önemli bir rolü vardır.
İstanbul Ticaret Odası’nın önündeki yeni dönemi de bu açıdan değerlendiriyorum. Üyelerin beklentilerini doğru anlamak, sektörler arasındaki farklı ihtiyaçları dikkate almak ve çözüm üretme kapasitesini geliştirmek, kurumsal başarının en önemli ölçütleri arasında yer alacaktır.
Burada hedef yalnızca İstanbul’un ticaret hacmini büyütmek olmamalıdır. Aynı zamanda bu büyümenin daha fazla işletmeye, daha fazla çalışana ve daha geniş bir toplumsal kesime ulaşması sağlanmalıdır.
Çünkü ekonomik büyümenin gerçek karşılığı; üretimin artması, işletmelerin ayakta kalması, istihdamın güçlenmesi, yeni girişimlerin hayata geçmesi ve kazanılan değerin toplumun farklı kesimlerine yayılmasıdır.
İstanbul’dan Türkiye’ye Uzanan Bir Kazanma Kültürü
İstanbul’un sahip olduğu ticari birikim, girişimcilik ruhu ve uluslararası bağlantılar, Türkiye ekonomisi için büyük bir fırsattır. Bu fırsatı kalıcı bir avantaja dönüştürmek ise ortak akıl, istişare, kurumsal sorumluluk ve sürdürülebilir hedeflerle mümkündür.
Ben, iş dünyasında başarının yalnızca rekabet etmekten ibaret olduğuna inanmıyorum. Elbette rekabet, gelişmenin ve yenilenmenin önemli bir unsurudur. Ancak iş birliği yapabilmek, farklı görüşleri dinleyebilmek, ortak hedeflerde buluşabilmek ve başkalarının başarısını da kendi başarımız kadar kıymetli görebilmek en az rekabet kadar önemlidir.
MÜSİAD ailesinde değerli bulduğum anlayış da budur: Kazananın yalnızca kendisi için değil, ülkesi, şehri, sektörü ve birlikte yol yürüdüğü insanlar için de değer oluşturması…
Şekib Avdagiç’e yönelik kutlama mesajımın arkasında da bu düşünce yer alıyor. Uzun yıllara dayanan tanışıklığımızın verdiği samimiyetle kendisine başarılar diliyor; yeni dönemde İstanbul iş dünyasının, esnafının, sanayicisinin ve girişimcisinin beklentilerine karşılık veren çalışmaların artmasını temenni ediyorum.
Yüzde 85’lik çoğunluk, beraberinde önemli bir sorumluluğu da getiriyor. Bu sorumluluğun; ortak aklı güçlendiren, farklı sesleri dinleyen, ekonomik sorunlara çözüm arayan ve üyelerin günlük hayatında hissedilebilen sonuçlar üreten bir anlayışla karşılık bulmasını diliyorum.
Çünkü güven, ancak hizmetle pekiştiğinde kalıcı hâle gelir. Başarı, ancak başkalarına da fayda sağladığında anlamını büyütür.
Son Söz: Koltuklar Değil, Kazandırılan Değer Kalıcıdır
Benim için iş dünyasının en kıymetli insanları; yalnızca kendi yolunu açanlar değil, başkalarına da yol açanlardır. Bulunduğu makamı bir ayrıcalık olarak değil, sorumluluk olarak görenlerdir. Şehrinin gelişmesini, insanının kazanmasını, işletmelerin büyümesini ve ülkesinin ekonomik gücünün artmasını kendi başarısının ayrılmaz bir parçası kabul edenlerdir.
İstanbul’un ihtiyacı da tam olarak bu anlayışın güçlenmesidir.
Sayın Şekib Avdagiç’i elde edilen güvenoyu dolayısıyla bir kez daha kutluyor; yeni dönemin İstanbul’a, İstanbul iş dünyasına ve Türkiye ekonomisine hayırlı olmasını diliyorum.
Dileğim; İstanbul’un yalnızca ticaretin büyüdüğü değil, ticaret yapan herkesin kendisini daha güçlü hissettiği, emeğin karşılık bulduğu, girişimciliğin desteklendiği ve güvenin ekonomik değere dönüştüğü bir şehir olarak gelişmeye devam etmesidir.
Çünkü inanıyorum ki gerçek başarı, oturduğumuz koltuklarla değil; arkamızda bıraktığımız eserlerle, güç verdiğimiz insanlarla ve birlikte kazandırdığımız değerlerle ölçülür.
Ve en önemlisi, bir iş insanının geride bırakabileceği en kıymetli miras; yalnızca büyüttüğü işletme değil, büyümesine katkı sağladığı insanlar, desteklediği girişimler ve ülkesinin geleceğine kattığı değerdir.
