
(Esra Hancalçacı yazıyor...)
Buhara ve Semerkant’tan Bir Türk Girişimcinin Ekonomi Notları
Ekonomik dönüşümler bazen rakamlarla, bazen de şehirlerin sokaklarında hissedilir. Özbekistan’a yaptığım seyahat, bana ikinci seçeneğin çok daha etkileyici olduğunu gösterdi. Taşkent’ten başlayan ve yüksek hızlı trenle Semerkant ile Buhara’ya uzanan yolculuk boyunca yalnızca tarihî eserleri değil, geleceğe hazırlanan bir ekonomiyi de gözlemleme fırsatı buldum.
Bugün dünya ticareti yeni rotalar arıyor. Küresel tedarik zincirleri yeniden şekillenirken enerji, lojistik ve üretim merkezleri de değişiyor. Bu değişimin tam ortasında ise Orta Asya bulunuyor. Bu coğrafyanın en dikkat çeken ülkelerinden biri ise hiç şüphesiz Özbekistan.
Rayların Taşıdığı Sadece Yolcu Değil
Taşkent Garı’ndan hareket eden yüksek hızlı tren, birkaç saat içinde bizi Semerkant’a ulaştırdı. Trenin camından bakarken aklıma şu düşünce geldi: Bir ülkenin geleceğini sadece otoyollar değil, demiryolları da belirliyor. Özbekistan son yıllarda ulaştırma altyapısına yaptığı yatırımlarla bölgesel ticaretin merkezlerinden biri olmayı hedefliyor. Demiryolları yalnızca şehirleri birbirine bağlamıyor; aynı zamanda Çin’den Avrupa’ya uzanan ticaret koridorlarının önemli bir parçasını oluşturuyor. Bu yaklaşım, ülkenin lojistik kapasitesini artırırken yatırımcılar açısından da önemli bir avantaj yaratıyor. (OECD)
Semerkant: Medeniyetin Başkenti, Yatırımın Yeni Adresi
Semerkant denildiğinde akla ilk olarak Emir Timur, Registan Meydanı ve mavi kubbeler geliyor.
Ancak ben bu şehre biraz da ekonomik gözle baktım.
Her restore edilen medrese…
Her butik otel…
Her el sanatları dükkânı…
Aslında sürdürülebilir kalkınmanın bir parçasıydı.
Turizm burada yalnızca ziyaretçi ağırlamıyor; yerel üreticiyi destekliyor, gençlere istihdam sağlıyor ve şehir ekonomisini canlı tutuyor.
Türkiye’de de sıkça konuştuğumuz “katma değerli turizm” anlayışının başarılı örneklerinden biri Semerkant’ta karşımıza çıkıyor.
Buhara: Kültürün Ekonomiye Dönüştüğü Şehir
Buhara’da dolaşırken dikkatimizi çeken en önemli ayrıntılardan biri tarihi çarşıların hâlâ canlı olmasıydı.
Bakır ustaları çalışıyor. İpek dokumacıları üretmeye devam ediyor. Seramik atölyeleri turistlere satış yapıyor. Yüzyıllardır süren ticaret kültürü modern turizmle birleşerek yerel ekonomiyi ayakta tutuyor. Aslında Buhara’nın başarısı tam da burada yatıyor. Tarih korunuyor. Kültür yaşatılıyor.Ekonomi büyüyor.
Türkiye ile Özbekistan Arasında Güçlenen Ekonomik Köprü
Türkiye ile Özbekistan arasındaki ekonomik ilişkiler son yıllarda dikkat çekici bir ivme kazandı.
Karşılıklı ticaret hacmi birkaç yıl içinde önemli ölçüde artarken iki ülke, bunu orta vadede 5 milyar doların üzerine çıkarma hedefini dile getiriyor. Ticaretin yanında Türk sermayeli şirketlerin Özbekistan’daki yatırımları da hızla artıyor; enerji, tekstil, inşaat, sanayi ve tarım başlıca iş birliği alanları arasında yer alıyor.
Bugün Özbekistan’da iki bini aşkın Türk sermayeli şirket faaliyet gösteriyor ve bu sayı her geçen yıl artıyor. Bu tablo, iki ülke arasındaki ekonomik güvenin en somut göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor.
Orta Koridor’un Sessiz Kazananı
Son yıllarda uluslararası ekonomi çevrelerinin en fazla konuştuğu kavramlardan biri Orta Koridor. Çin’den başlayan, Orta Asya üzerinden Hazar Denizi’ni aşarak Türkiye ve Avrupa’ya ulaşan bu ticaret hattı, küresel lojistikte yeni bir alternatif oluşturuyor. Özbekistan ise bu hattın en kritik üretim ve geçiş ülkelerinden biri olma yolunda ilerliyor.
Bu durum yalnızca taşımacılığı değil;
* sanayi yatırımlarını,
* depolama hizmetlerini,
* lojistik merkezlerini,
* gümrük altyapısını,
* ihracatı
doğrudan etkiliyor.
Bir girişimci açısından bakıldığında bu gelişme son derece önemli. Çünkü ticaret artık yalnızca üretimle değil, hızlı ulaşım ve güçlü lojistikle kazanılıyor.
Türk İş Dünyası Ne Yapmalı?
Türkiye’nin güçlü olduğu sektörlerle Özbekistan’ın ihtiyaç duyduğu alanlar büyük ölçüde örtüşüyor.
Makine sanayi…
Tekstil teknolojileri…
Tarım makineleri…
Gıda işleme…
Mobilya…
İnşaat malzemeleri…
Sağlık yatırımları…
Yenilenebilir enerji…
Bu alanlarda kurulacak ortaklıklar yalnızca iki ülkeye değil, tüm Orta Asya pazarına açılan yeni kapılar anlamına geliyor.
Seyahat boyunca beni en çok etkileyen konu insanların Türkiye’ye bakışı oldu.
Esnafla konuşurken…
Üniversite öğrencileriyle sohbet ederken…
İş insanlarıyla bir araya gelirken…
Türkiye’ye karşı büyük bir ilgi ve güven hissediliyor.
Ekonomik ortaklıkların temelinde de aslında bu güven yatıyor.
Semerkant’tan Buhara’ya uzanan tren yolculuğu bana yalnızca iki tarihi şehri göstermedi. Aynı zamanda geleceğin ekonomik haritasını da gösterdi. Bir zamanlar dünyanın ticaret merkezi olan İpek Yolu yeniden canlanıyor. Ancak bu kez kervanlarla değil; yüksek hızlı trenlerle, lojistik merkezleriyle, serbest ticaret anlaşmalarıyla, dijital gümrük sistemleriyle, ortak yatırımlarla…
Türkiye ile Özbekistan arasındaki kardeşlik artık sadece ortak tarihe değil, ortak ekonomik hedeflere de dayanıyor.
İnanıyorum ki önümüzdeki on yıl içinde Orta Asya, küresel ekonominin yükselen üretim ve ticaret merkezlerinden biri olacak.
Bu yeni dönemin en güçlü aktörlerinden biri ise, tarihiyle olduğu kadar ekonomik vizyonuyla da dikkat çeken Özbekistan olacaktır.
