
(Esra Hasnalçacı yazıyor...)
Özbekistan’a, kadın girişimcilerin zirvesine katılmak için çıktığım bu yolculuk; bir seyahatten çok daha fazlasıydı benim için.
Özbekistan seyahatimden döndüğümde valizimde hediyelerden çok daha fazlası vardı; zihnimde biriken hatıralar, kalbimde yer eden insanlar ve tarih kokan şehirlerin izleri… Orta Asya’nın kalbinde yer alan Özbekistan, sadece bir coğrafya değil; köklü bir medeniyetin, ilmin ve zarafetin yaşayan bir aynasıydı benim için.
Orta Asya’nın kalbinde yer alan Özbekistan, bu kez beni tarihiyle birlikte; güçlü, üretken ve vizyon sahibi kadınlarıyla karşıladı.
Zirvenin düzenlendiği şehirde, geçmişin ihtişamını taşıyan sokakların arasında geleceği inşa eden kadınlarla bir araya gelmek tarifsiz bir duyguydu. Bir zamanlar İpek Yolu’nun ticaretle dünyayı birbirine bağladığı Semerkant ve Taşkent, bugün de fikirlerin, projelerin ve hayallerin kesişim noktası hâline gelmiş.
Farklı sektörlerden gelen kadın girişimcilerle yaptığımız her sohbet, bana şunu gösterdi: Coğrafyalar değişse de kadının emeği, cesareti ve azmi aynı dili konuşuyor. Kimi tekstilde üretim yapıyor, kimi teknoloji alanında projeler geliştiriyor, kimi sosyal sorumluluk projeleriyle toplumuna değer katıyor… Hepsinin ortak noktası; “iz bırakmak” istemeleri.
Bu zirve sadece iş bağlantılarının kurulduğu bir organizasyon değildi. Aynı zamanda bir dayanışma halkasıydı. Kadınların birbirine omuz verdiği, deneyimlerini paylaştığı, başarı kadar zorlukları da samimiyetle konuşabildiği bir atmosfer vardı. O an anladım ki; gerçek kalkınma, kadınların ekonomik ve sosyal hayatta daha güçlü yer almasıyla mümkün.
Özbekistan’ın kültürel zarafetiyle kadınların vizyonu birleşince ortaya ilham veren bir tablo çıktı. Geleneklerine bağlı ama dünyaya açık bir bakış açısı… Kendi köklerinden güç alarak küresel arenada var olma kararlılığı… Bu yaklaşım, bana da kendi yolculuğumda daha cesur adımlar atmam gerektiğini hatırlattı.
Dönerken valizimde kartvizitler, projeler ve yeni iş fikirleri vardı; ama en kıymetlisi kalbimde taşıdığım ilhamdı. Çünkü bu zirve bana şunu öğretti: Kadın, ürettiği yerde sadece ekonomi değil; umut da büyütür.
Özbekistan’dan ayrılırken geride bir ülke değil, güçlü kadınların izlerini bıraktım. Ve biliyorum ki; bir gün yollarımız yine kesişecek… Bu kez daha büyük hayallerle, daha güçlü adımlarla.
Bu yolculukta ilk dikkatimi çeken şey, tarihin adeta sokaklarda nefes alıyor oluşuydu. Özellikle Semerkant’ta bulunan Registan Meydanı, mavi çinileri ve görkemli medreseleriyle insanı yüzyıllar öncesine götürüyor. Bir zamanlar İpek Yolu’nun kalbi olan bu meydanda yürürken, ilimle ticaretin, sanatla inancın nasıl iç içe geçtiğini hissetmemek mümkün değil. Buhara ise dar sokakları, tarihi hanları ve camileriyle adeta yaşayan bir açık hava müzesi gibi… Her taşında ayrı bir hikâye, her kubbesinde ayrı bir dua saklı.
Özbekistan’ın kültürü; köklerine bağlı ama geleceğe dönük bir duruş sergiliyor. Geleneksel kıyafetler, el emeği nakışlar, ipek kumaşlar ve seramikler, bu toprakların estetik anlayışını yansıtıyor. Sofralarında ise cömertlik ve bereket hâkim. Özbek pilavı yalnızca bir yemek değil; paylaşmanın, misafirperverliğin ve birlikteliğin sembolü. Davet edildiğim her masada gördüğüm içtenlik, bana Anadolu insanını hatırlattı. Samimi, sıcak ve gönlü zengin insanlar…
Bu topraklar aynı zamanda büyük âlimlerin yetiştiği bir ilim merkezi olmuş. İmam Buhari gibi İslam dünyasında iz bırakan isimlerin bu coğrafyadan çıkmış olması tesadüf değil. İlme verilen değer, geçmişte olduğu gibi bugün de hissediliyor. Üniversiteler, kültür merkezleri ve restorasyon çalışmaları, Özbekistan’ın tarihine sahip çıkarak geleceğe yürüme vizyonunu ortaya koyuyor.
Günlük yaşamda ise sade ama onurlu bir duruş dikkat çekiyor. İnsanlar çalışkan, aile bağları güçlü ve geleneklerine sahip çıkma konusunda kararlı. Bunun yanında ülkenin modernleşme çabası, şehirlerdeki yeni yapılar, gelişen ticaret hayatı ve artan turizmle kendini gösteriyor. Özbekistan’ın misyonu; köklü tarihini koruyarak dünyaya açılmak, kültürel mirasını tanıtmak ve ekonomik olarak güçlenmek gibi görünüyor.
Bu seyahat bana şunu öğretti: Bir ülkeyi tanımak, sadece gezip görmek değil; onun ruhunu hissetmektir. Özbekistan’da hissettiğim şey, geçmiş ile geleceğin el ele verdiği bir medeniyet bilinciydi. Oradan ayrılırken geride sadece bir ülke bırakmadım; gönlümde yer eden bir kardeşlik duygusu ve yeniden dönme arzusu taşıdım.
Özbekistan, benim için artık haritada bir isim değil; tarihin zarafetle bugüne aktarıldığı, insanın kendini yabancı hissetmediği özel bir durak…🇺🇿🇹🇷
