
( Esra Hasnalçacı yazıyor... )
Bazı geceler vardır; yalnızca bir davete katılmaz, tarihin derinliklerinde yankılanan büyük bir millet iradesine yeniden tanıklık edersiniz. 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104. yıl dönümü vesilesiyle, Kayseri Valimiz Sayın Gökmen Çiçek ve kıymetli eşi Sayın Sümeyra Çiçek’in ev sahipliğinde, tarihi Kayseri Lisesi’nde düzenlenen Zafer Bayramı Resepsiyonu’na katılırken hissettiğim duygu tam olarak buydu.
Kayseri Lisesi’nin tarihi dokusu içerisinde gerçekleştirilen bu anlamlı gece, benim için sıradan bir resepsiyonun çok ötesindeydi. O tarihi binanın duvarlarında yalnızca geçmişin izlerini değil, bir milletin bağımsızlık uğruna verdiği büyük mücadelenin ruhunu hissetmek mümkündü. Çünkü 30 Ağustos, sadece bir zaferin adı değil; Türk milletinin hiçbir şart altında bağımsızlığından, onurundan ve geleceğine sahip çıkma iradesinden vazgeçmeyeceğinin dünyaya ilanıdır.
Böylesine anlamlı bir gecede Kayseri’nin yöneticileri, iş dünyası, kamu temsilcileri ve toplumun farklı kesimlerinden değerli isimlerle aynı atmosferi paylaşmak, bana bir kez daha şu gerçeği düşündürdü: Bir ülkenin gerçek gücü yalnızca ekonomik rakamlarında, üretim kapasitesinde ya da sahip olduğu maddi imkânlarda değil; ortak değerleri etrafında kenetlenebilme kabiliyetinde saklıdır.
30 Ağustos’un bize bıraktığı en büyük miras da budur.
Bugün bizlere düşen görev, geçmişte kazanılmış büyük zaferlerin gururunu yaşarken, o zaferlerin bize yüklediği sorumluluğu da unutmamaktır. Çünkü bağımsızlık yalnızca sınırları korumakla değil; güçlü bir ekonomi kurmakla, üretmekle, istihdam yaratmakla, gençlerimize güvenli ve umut dolu bir gelecek hazırlamakla, ülkemizin dünyadaki saygınlığını daha ileri taşımakla da yaşatılır.
İş dünyası açısından baktığımda 30 Ağustos’un anlamını burada daha da derin buluyorum. Bir milletin savaş meydanlarında gösterdiği kararlılık ile bugün fabrikalarında, işletmelerinde, ticaret merkezlerinde, teknoloji yatırımlarında ve ihracat sahalarında ortaya koyduğu mücadele arasında güçlü bir bağ vardır. Dün bağımsızlık için mücadele eden bir neslin torunları olarak bugün de üretimin, emeğin, girişimciliğin ve yenilikçiliğin gücüne inanmak zorundayız.
Çünkü ekonomik bağımsızlık da milli bağımsızlığın ayrılmaz bir parçasıdır.
Kayseri’nin girişimci ruhu ve üretim kültürü de bu anlayışın en güçlü örneklerinden biridir. Bu şehir, tarih boyunca ticaretin ve üretimin önemli merkezlerinden biri olmuş; bugün ise sanayisi, ihracatı, girişimcileri ve çalışkan insanlarıyla Türkiye ekonomisine değer katmayı sürdüren güçlü bir merkez haline gelmiştir. Dolayısıyla 30 Ağustos ruhunun Kayseri’de, özellikle de tarihi bir eğitim yuvası olan Kayseri Lisesi’nde yaşatılması benim için ayrı bir anlam taşıdı.
Sayın Valimiz Gökmen Çiçek ve Sayın Sümeyra Çiçek’in ev sahipliğinde gerçekleşen bu güzel organizasyonda ortaya çıkan samimi ve güçlü atmosfer, devlet ile millet arasındaki bağın ne kadar kıymetli olduğunu da bir kez daha gösterdi. Böylesine özel günler, aynı bayrağın altında buluşmanın, aynı geçmişten güç almanın ve aynı geleceğe umutla bakmanın değerini hatırlatıyor.
O gece Kayseri Lisesi’nin tarihi atmosferinde bulunurken zihnimden geçen en önemli düşüncelerden biri şuydu: Bizlere bırakılan bu ülke, yalnızca geçmişimizin emaneti değil, aynı zamanda geleceğimizin sorumluluğudur.
104 yıl önce kazanılan Büyük Zafer, bize yalnızca gurur duyacağımız bir tarih bırakmadı. Aynı zamanda çalışmayı, üretmeyi, dayanışmayı, hiçbir zorluk karşısında umudumuzu kaybetmemeyi ve Türkiye’nin geleceğine inanmaktan vazgeçmemeyi öğretti.
Bugünün Türkiye’sinde iş dünyasının sorumluluğu da tam burada başlıyor.
Daha fazla üretmek, daha fazla istihdam oluşturmak, gençlerimizin önünü açmak, teknolojiye yatırım yapmak, ihracatımızı büyütmek ve Türkiye’nin küresel ekonomide daha güçlü bir konuma ulaşmasına katkı sağlamak hepimizin ortak sorumluluğudur. Çünkü geçmişin zaferlerini geleceğin başarılarına dönüştürmenin yolu, bugünün sorumluluklarını cesaretle yerine getirmekten geçmektedir.
30 Ağustos bana bir kez daha şunu hatırlattı: Büyük milletler yalnızca zor zamanlarda mücadele eden değil, zaferlerden sonra da hedeflerini büyütmeyi bilen milletlerdir.
Bu nedenle 30 Ağustos’u yalnızca geçmişe dönüp baktığımız bir gün olarak değil, geleceğe daha büyük bir inançla yürümemiz gereken bir dönüm noktası olarak görüyorum.
Tarihi Kayseri Lisesi’nde, Türk bayrağının gölgesinde, aynı heyecanı ve gururu paylaşan kıymetli insanlarla birlikte bu anlamlı geceye tanıklık etmek benim için büyük bir onur oldu.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Büyük Taarruz’u zafere taşıyan kahramanlarımızı, vatanımız uğruna can veren tüm şehitlerimizi ve fedakârlıklarıyla bu ülkenin bugünlere ulaşmasını sağlayan bütün kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Bizlere düşen, onların bıraktığı emaneti yalnızca korumak değil; daha güçlü, daha üretken, daha müreffeh ve dünyada daha itibarlı bir Türkiye için çalışarak gelecek nesillere taşımaktır.
30 Ağustos Zafer Bayramımızın 104. yılı kutlu olsun.
Bu büyük zaferin gururu yüreğimizden, bağımsızlık ruhu milletimizin iradesinden ve Türkiye’ye olan inancımız geleceğe yürüyüşümüzden hiç eksilmesin.
Ne mutlu, bu büyük milletin evlatlarına.
Ne mutlu, bağımsız Türkiye’nin yarınları için üreten, çalışan ve mücadele edenlere.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.
