BIST 100
15.062,65 0,15%
DOLAR
45,3578 0,11%
EURO
53,4598 0,55%
GRAM ALTIN
6.890,41 1,09%
FAİZ
40,65 -0,12%
GÜMÜŞ GRAM
117,77 3,23%
BITCOIN
80.155,00 0,36%
GBP/TRY
61,8741 0,57%
EUR/USD
1,1781 0,47%
BRENT
100,49 0,43%
ÇEYREK ALTIN
11.265,83 1,09%
İstanbul Açık
İstanbul hava durumu
28 °

Sakarya: Bir milletin bağımsızlık destanı

WhatsApp Image 2026-08-24 at 11.15.17

(Esra Hasnalçacı yazıyor...)

23 Ağustos-13 Eylül 1921 tarihleri arasında gerçekleşen Sakarya Meydan Muharebesi’ni yalnızca askerî bir zafer olarak değerlendirmek, bu büyük mücadelenin gerçek anlamını eksik bırakır. Çünkü Sakarya’da yalnızca ordular karşı karşıya gelmedi; bir milletin varlığı ile yokluğu, bağımsızlığı ile esareti, üretme iradesi ile teslimiyet anlayışı karşı karşıya geldi.

22 gün 22 gece süren bu mücadele, Türk milletinin askerî gücü kadar ekonomik ve toplumsal dayanma kapasitesinin de sınandığı bir dönüm noktasıydı. Türk ordusu, yalnızca silahla değil; Anadolu insanının ekmeğiyle, hayvanıyla, arabasıyla, kumaşıyla, emeğiyle ve elindeki son imkânıyla ayakta durdu.

Bugün iş dünyasının içinden baktığımda Sakarya bana çok önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Ekonomik bağımsızlık yalnızca para sahibi olmak değildir. Ekonomik bağımsızlık; zor günlerde kendi kaynaklarını yönetebilmek, üretimini sürdürebilmek ve geleceğini başkasının iradesine bırakmamaktır.

Sakarya’ya gelindiğinde Türkiye’nin elinde sınırsız kaynaklar yoktu. Yıllarca süren savaşların, işgallerin ve ekonomik yıkımın ardından Anadolu büyük bir yoksulluk içindeydi. Orduyu beslemek, giydirmek, silahlandırmak ve cepheye ulaştırmak gerekiyordu. Ancak bunun için gereken ekonomik kaynakların büyük bölümü tükenmişti.

İşte bu şartlarda Tekâlif-i Milliye Emirleri devreye girdi. Halkın ve tüccarın elindeki gıda, giyim ve çeşitli malzeme stoklarının bir bölümü ordunun ihtiyaçları için kullanıldı. Taşıma araçlarından ve hayvanlardan yararlanıldı. Demirci, marangoz, dökümcü ve benzeri zanaatkârların üretim kapasitesi savaşın ihtiyaçlarına yönlendirildi.

Sakarya’nın zaferi yalnızca cephede kazanılmadı. Anadolu’nun atölyelerinde, tarlalarında, ambarlarında, dükkânlarında ve yollarında da kazanıldı. Bugün tedarik zinciri, lojistik, yerli üretim, kaynak yönetimi, kriz ekonomisi ve millî kapasite olarak ifade ettiğimiz kavramların çok ağır şartlar altındaki karşılığını, o dönemde Anadolu insanı yaşadı.

Bir çift çorap, bir çift çarık, bir miktar buğday, bir araba, bir öküz, bir at, bir kumaş, bir demir parçası ve bir ustanın emeği… Bunların her biri Sakarya’da bağımsızlığın finansmanının bir parçasına dönüştü.

Bu tablo, ekonomik dayanışmanın temelinde güvenin bulunduğunu da gösteriyordu. Millet elindeki varlığını ortaya koydu. Devlet ise verilen emeğin ve yapılan fedakârlığın karşılığını mümkün olduğunca yerine getirmeye çalıştı. Çünkü güven olmadan ekonomik dayanışma, ekonomik dayanışma olmadan da millî bir mücadeleyi sürdürebilmek mümkün değildir.

Sakarya’nın en büyük ekonomik kazanımı, doğrudan savaşın getirdiği maddi bir kazanç değildi. Asıl kazanım, geleceği kurabilme hakkının korunmasıydı. Çünkü bağımsızlığını kaybetmiş bir toplumun ekonomik kararlarını da bağımsız biçimde alması mümkün değildir.

Sakarya Zaferi ile Yunan ordusunun Anadolu’nun içlerine doğru ilerleme kabiliyeti kırıldı ve savaşın inisiyatifi Türk tarafına geçti. Bu zaferin ardından yaşanan siyasi gelişmeler, Türkiye’nin kendi geleceğini kendi iradesiyle kurabilmesinin önünü açtı. Daha sonra Cumhuriyet’in ekonomik yapılanması başlayacak, üretim, sanayi, tarım, ticaret ve kalkınma alanlarında yeni bir dönem kurulacaktı.

Bu nedenle Sakarya ile Cumhuriyet arasında güçlü bir bağ vardır. Sakarya siyasi bağımsızlığın yolunu savundu; Cumhuriyet ise bu bağımsızlığın ekonomik temellerini kurmaya yöneldi.

Ancak zaferleri anlatırken bedelleri unutmamak gerekir. Sakarya çok ağır bir bedel ödenerek kazanıldı. Binlerce askerimiz şehit oldu, yaralandı veya savaş dışı kaldı. Subay kayıplarının yüksekliği nedeniyle bu mücadele tarihimizde “Subay Muharebesi” olarak da anıldı.

Bu kayıpların ekonomik karşılığı yalnızca rakamlarla ölçülemez. Çünkü kaybedilen her insan aynı zamanda bir emek, üretim, bilgi, tecrübe ve gelecek kapasitesiydi. Tarlada çalışacak insanlar eksildi. Atölyelerde üretim yapacak ustalar kaybedildi. Aileler babalarını, evlatlarını ve kardeşlerini yitirdi. Üretim zaten sınırlıyken daha da zorlaştı. Hayvanlar ve arabalar cepheye gönderildi. Tüccarın malı ordunun ihtiyacına ayrıldı. Köylünün ürünü cepheye taşındı.

Anadolu insanı yalnızca parasını değil, geleceğini de ortaya koydu. Bu nedenle Sakarya’nın ekonomik bilançosuna yalnızca “Ne kazandık?” sorusuyla bakmak yeterli değildir. Asıl soru şudur: Bu millet bağımsızlığını korumak için nelerinden vazgeçti? Cevabı ise çok ağırdır: Her şeyinden.

Sakarya’nın iş dünyasına bıraktığı en önemli miraslardan biri, kaynakların kıymetini bilme kültürüdür. Kriz dönemlerinde güçlü şirketleri güçlü yapan yalnızca büyük sermayeleri değildir. Doğru zamanda doğru karar alabilmeleri, insan kaynağını korumaları, tedarik zincirlerini yönetmeleri, üretim kabiliyetlerini kaybetmemeleri, alternatif planlar geliştirmeleri ve zor zamanlarda çalışanlarıyla, tedarikçileriyle ve toplumla birlikte hareket edebilmeleridir.

Sakarya’nın ruhunda da böyle bir dayanışma vardır. Bir millet, elindeki sınırlı kaynakları ortak bir hedef için birleştirmiştir. Bugünün Türkiye’si için bundan daha güncel bir ders olabilir mi?

Dünyanın ekonomik dengelerinin hızla değiştiği günümüzde ülkelerin gücü yalnızca askerî kapasitesiyle ölçülmüyor. Enerji, gıda, teknoloji, savunma sanayii, finans, lojistik, sanayi, tarım ve insan kaynağı artık ekonomik bağımsızlığın temel unsurlarıdır.

Sakarya’dan bugün bize ulaşan en güçlü mesajlardan biri şudur: Kendi üretim kapasitenizi koruyamıyorsanız, en zor zamanda başkasının kapısına bakmak zorunda kalabilirsiniz.

O gün Anadolu insanı elindeki son imkânı ortaya koyarak bağımsızlığını savundu. Bugün bizim görevimiz ise o fedakârlığın üzerine üreten, yatırım yapan, istihdam oluşturan, teknoloji geliştiren, ihracat yapan ve dünyayla rekabet eden güçlü bir Türkiye ekonomisi inşa etmektir.

Çünkü şehitlerimizin bize bıraktığı bağımsızlığı yalnızca hatırlamak yetmez. Onu ekonomik güçle geleceğe taşımak zorundayız.

Ben Sakarya’ya baktığımda yalnızca 1921 yılını görmüyorum. O yıl cephede savunulan vatanın, birkaç yıl sonra Cumhuriyet’in ekonomik ve sosyal kalkınma hedeflerine dönüştüğünü görüyorum. Önce vatan savunuldu. Sonra bağımsız bir devlet kuruldu. Ardından üretim, sanayi, ticaret, tarım ve ekonomik kalkınma için yeni bir dönem başladı.

Bu nedenle Sakarya’yı yalnızca geçmişimizin bir zaferi olarak değil, bugünkü ekonomik bağımsızlığımızın tarihsel köklerinden biri olarak değerlendirmek gerektiğine inanıyorum.

Bugün iş dünyasında sermayeden, yatırımlardan, şirketlerden, fabrikalardan ve ihracattan söz ediyoruz. Fakat Sakarya bize başka bir sermayenin varlığını da hatırlatıyor: Millî irade.

Bir milletin geleceğine inanması, zor zamanda birbirine güvenmesi, elindeki son imkânı paylaşması, üretim gücünü koruması ve bağımsızlığından vazgeçmemesi… İşte asıl sermaye budur.

Sakarya’da Türk milleti yalnızca bir orduyu değil, bir geleceği besledi. Bugün bizim üzerimize düşen ise o geleceği büyütmektir. Çünkü 1921’de Anadolu insanının verdiği mücadele bize bir vatan bıraktıysa, bugünün girişimcisinin, sanayicisinin, çiftçisinin, işçisinin ve yöneticisinin görevi de o vatanı güçlü bir ekonomiyle geleceğe taşımaktır.

Sakarya’nın ekonomi dünyasına bıraktığı en anlamlı mesaj şudur: Bir ülkenin gerçek zenginliği, zor günlerde ne kadar parası olduğundan çok, kendi ayakları üzerinde durabilme gücüdür.

Bugün özgürce üretebiliyor, yatırım yapabiliyor, ticaret yapabiliyor ve geleceği konuşabiliyorsak, bunun arkasında 23 Ağustos 1921’de başlayıp 13 Eylül’de zaferle sonuçlanan büyük mücadelenin fedakârlığı vardır.

Sakarya’yı anlamak, bağımsızlığın bedelini anlamaktır. Sakarya’yı unutmamak ise o bağımsızlığı ekonomik güçle geleceğe taşımaktır.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Sakarya’da vatanı için canını ortaya koyan bütün kahramanlarımızı, şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

Ruhları şad, aziz hatıraları daim olsun.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?