Şu anda piyasa verileri güncelleniyor. Lütfen kısa bir süre sonra tekrar deneyiniz.

İstanbul Parçalı Bulutlu
İstanbul hava durumu
19 °
  • ANASAYFA
  • ŞÖYLEŞİ
  • BİR ELMA, BİR ŞEHİR, BİR MEDENİYET… KAYSERİ’DE TOPRAĞIN EMEĞİ SOFRAYA DEĞER KATTI!

BİR ELMA, BİR ŞEHİR, BİR MEDENİYET… KAYSERİ’DE TOPRAĞIN EMEĞİ SOFRAYA DEĞER KATTI!

WhatsApp Image 2026-11-02 at 11.50.37

(Esra Hasnalçacı yazıyor...)

Melikgazi Çarşısı’nda elma kebabıyla üretimin, toprağın ve yerel kalkınmanın hikâyesi…

Bir şehrin gerçek zenginliği yalnızca sahip olduğu sanayi tesisleriyle, ticaret hacmiyle, sermayesiyle veya yükselen yapılarıyla ölçülmez. O şehrin toprağında yetişen ürünlerde, üreticisinin alın terinde, çiftçisinin sabrında ve yüzyıllardır yaşattığı kültürel değerlerinde de büyük bir zenginlik saklıdır.

Kayseri, tarih boyunca ticaretin, üretimin, girişimciliğin ve çalışkanlığın şehri olmuştur. Ancak bu güçlü ekonomik kimliğin arkasında, şehrin bereketli toprakları, tarımsal üretim kültürü ve emeğiyle yaşayan üreticileri de vardır.

Geçtiğimiz günlerde Melikgazi Belediyesi’nin Melikgazi Çarşısı’nda gerçekleştirdiği, elmayı merkeze alan özel gastronomi etkinliği, bana bu önemli gerçeği bir kez daha hatırlattı.

Melikgazi Belediye Başkanı Sayın Mustafa Palancıoğlu’nun, şehrin tarımsal değerlerini, bölgesel üretimini ve üreticisinin emeğini görünür kılmak amacıyla ünlü şef Yunus Emre Akkor’u Kayseri’ye davet etmesini son derece kıymetli buluyorum.

Bu buluşmada ünlü şefin Kayseri’nin elmasını kullanarak hazırladığı elma kebabını davetlilere ve misafirlere ikram etmesi, ilk bakışta güzel bir gastronomi etkinliği gibi görülebilir. Ancak benim gözümde bu organizasyonun anlamı çok daha derin.

Çünkü burada yalnızca bir yemek yapılmadı; toprağın emeği, üreticinin alın teri, yerel ürünün değeri ve Kayseri’nin gastronomi potansiyeli aynı sofrada buluştu.

Bir elmanın sofraya gelene kadar taşıdığı hikâyeyi anlayabilmek, üretimin gerçek kıymetini anlayabilmektir.

Toprağın bereketi, üreticinin alın teri

Elma, Anadolu’nun tarımsal kültüründe önemli bir yere sahip olan, hem beslenme hem de ekonomik değer bakımından kıymetli bir üründür.

Ancak tüketici olarak çoğu zaman pazarda veya markette gördüğümüz bir elmanın arkasındaki emeği yeterince düşünmeyiz.

O elmanın yetişmesi için toprağın hazırlanması, fidanın büyütülmesi, mevsim şartlarının takip edilmesi, sulama, budama, hastalıklarla mücadele, hasat ve pazarlama süreçlerinin tamamlanması gerekir.

Her aşamasında bilgi, tecrübe, emek ve sabır vardır.

Çiftçi, bir yıl boyunca yalnızca ağacın meyve vermesini beklemez; iklimin, suyun, toprağın ve doğanın bütün şartlarıyla mücadele eder. Bazen bir don olayı, bazen kuraklık, bazen de üretim maliyetleri bütün bir yılın emeğini etkileyebilir.

Bu nedenle tarımsal üretime yalnızca ürün miktarı üzerinden bakmak eksik bir değerlendirmedir. Üreticinin kazancı, emeğinin karşılığı, ürünün pazara erişimi ve sürdürülebilir üretim imkânları da aynı derecede önemlidir.

Benim için toprağa verilen değer, aslında insana verilen değerdir.

Bir şehrin üreticisi kazanıyorsa, kırsalı güçleniyorsa, yerel ürünü değer buluyorsa o şehrin ekonomisi de daha sağlam temeller üzerinde yükselir.

Elma kebabı: Bir ürünün gastronomiyle yeniden değer kazanması

Gastronomi, yalnızca yemek yapmak ve yemek sunmak değildir. Bir coğrafyanın kültürünü, iklimini, üretim alışkanlıklarını, tarihini ve insan hikâyesini sofraya taşımaktır.

Melikgazi Çarşısı’nda gerçekleştirilen etkinliğin benim açımdan en dikkat çekici yönü de buydu.

Ünlü şef Yunus Emre Akkor’un Kayseri elmasını kullanarak hazırladığı elma kebabı, alışılmış tüketim anlayışının dışına çıkarak yerel bir tarım ürününün farklı bir gastronomi yaklaşımıyla nasıl değerlendirilebileceğini gösterdi.

Bir elmanın yalnızca meyve olarak tüketilmesi değil, geleneksel mutfak kültürüyle buluşturularak farklı bir lezzet deneyimine dönüştürülmesi, yerel ürünlerin katma değer oluşturma potansiyelini ortaya koyuyor.

Burada önemli olan, ürünün yalnızca tanıtılması değil; farklı kullanım alanlarıyla ekonomik değerinin artırılmasıdır.

Çünkü bir tarım ürününün değeri, sadece tarladan çıktığı andaki fiyatıyla sınırlı değildir. İşlenmesi, markalaşması, gastronomiye kazandırılması, turizmle buluşturulması ve yeni pazarlara ulaşmasıyla çok daha büyük bir ekonomik anlam kazanır.

Bugün dünya ekonomisinde gastronomi turizmi, yerel ürünlerin markalaşması ve coğrafi işaretli değerlerin korunması önemli bir rekabet alanına dönüşmüş durumda.

Kayseri’nin de bu alanda değerlendirebileceği çok güçlü bir birikimi var.

Kayseri’nin tarımsal değerleri, şehrin ekonomik gücüdür

Kayseri denildiğinde akla ilk olarak sanayi, ticaret, mobilya, metal, gıda üretimi, girişimcilik ve ihracat gelir. Oysa şehrimizin ekonomik potansiyelini yalnızca sanayi ve ticaret başlıklarıyla sınırlandırmak doğru değildir.

Kayseri’nin ilçelerinde, beldelerinde ve köylerinde yetişen tarımsal ürünler de bu ekonomik gücün önemli bir parçasıdır.

Her bölgenin kendine özgü toprağı, iklimi, üretim geleneği ve yetiştirdiği ürünleri vardır. Bunların kayıt altına alınması, tanıtılması, kalitesinin geliştirilmesi ve ekonomik değerinin artırılması büyük önem taşımaktadır.

Üreticinin ürününü hak ettiği fiyatla satabilmesi, pazara doğrudan ulaşabilmesi, kooperatifçilik ve üretici birlikleri aracılığıyla güçlenebilmesi, tarımsal kalkınmanın temel taşlarıdır.

Bir elmanın hikâyesi aslında bütün tarımsal ürünlerimiz için geçerlidir.

Kayseri’nin elması, üzümü, kabak çekirdeği, patatesi, bakliyatı ve diğer yerel ürünleri yalnızca mutfaklarımızın değil, şehrimizin ekonomik geleceğinin de bir parçasıdır.

Bu ürünleri markalaştırmak, gastronomiyle buluşturmak, yerel restoranların ve işletmelerin menülerine taşımak, turizm destinasyonlarımızla ilişkilendirmek ve ulusal ölçekte tanıtmak mümkündür.

Böylece üretici kazanır, esnaf kazanır, işletmeler kazanır, turizm gelişir ve şehrin ekonomik hareketliliği artar.

İşte yerel kalkınma dediğimiz kavramın gerçek karşılığı budur.

Belediyecilik, şehrin değerlerini görünür kılma sanatıdır

Belediyecilik yalnızca yol, kaldırım, park, bina ve altyapı hizmetlerinden ibaret değildir.

Bir şehrin kültürünü yaşatmak, yerel üreticisini desteklemek, esnafına hareketlilik kazandırmak, gastronomi değerlerini tanıtmak ve ekonomik potansiyelini ortaya çıkarmak da yerel yönetimlerin önemli sorumlulukları arasındadır.

Melikgazi Belediye Başkanı Sayın Mustafa Palancıoğlu’nun, Melikgazi Çarşısı’nda gerçekleştirdiği bu etkinliği bu açıdan anlamlı buluyorum.

Özellikle ünlü şef Yunus Emre Akkor gibi gastronomi alanında tanınan bir ismin Kayseri’nin yerel ürünüyle buluşturulması, şehrin mutfak kültürünün daha geniş kitlelere tanıtılması açısından değerli bir adımdır.

Burada benim önem verdiğim husus, etkinliğin bir günlük program olarak kalmamasıdır.

Bu tür organizasyonlar devamlılık kazandığında, üreticiyi, gastronomi profesyonellerini, yerel işletmeleri, esnafı ve turizm sektörünü bir araya getiren güçlü bir kalkınma modeline dönüşebilir.

Melikgazi Çarşısı gibi ticari yaşamın merkezinde bulunan mekânların yerel üretimin tanıtıldığı, geleneksel lezzetlerin yeniden yorumlandığı ve üreticiyle tüketicinin buluştuğu alanlar hâline gelmesi de şehir ekonomisine ayrı bir dinamizm kazandıracaktır.

Sayın Mustafa Palancıoğlu’nu, bu düşünceyi görünür kılan etkinlik dolayısıyla tebrik ediyorum.

Geleceğin ekonomisi, yerelin değerini bilen şehirlerin olacak

Bugün dünyada şehirler yalnızca ne ürettikleriyle değil, ürettiklerini nasıl anlattıklarıyla da rekabet ediyor.

Bir şehrin hikâyesi, o şehrin markasıdır.

Kayseri’nin de anlatılmayı bekleyen çok güçlü hikâyeleri var. Bunların başında üretim kültürü, ticaret ahlakı, mutfak zenginliği, tarımsal çeşitliliği ve girişimci insan yapısı geliyor.

Bu değerleri bir araya getirebilirsek Kayseri’yi yalnızca sanayisi ve ticaretiyle değil, gastronomisi ve tarımsal zenginliğiyle de Türkiye’nin öne çıkan şehirlerinden biri hâline getirebiliriz.

Bunun için üreticiye destek, yerel ürünlere markalaşma imkânı, gençlere tarım ve gıda teknolojileri alanında eğitim, işletmelere yenilikçi üretim fırsatları ve gastronomi turizmine yönelik sürdürülebilir projeler geliştirilmelidir.

Mesleki eğitimin de bu dönüşümde çok önemli bir yeri olduğuna inanıyorum. Çünkü toprağı tanıyan, ürünü işleyebilen, gıdayı teknolojiyle buluşturan ve mesleğinde uzmanlaşan gençler, geleceğin üretim ekonomisini oluşturacaktır.

Bir elmayı yalnızca yetiştirmek değil; onu işleyerek, farklı lezzetlere dönüştürerek, ambalajlayarak, markalaştırarak ve dünyaya sunarak değerlendirmek gerekir.

Katma değer tam da burada ortaya çıkar.

Son söz: Bir elmanın içinde bir şehrin emeği vardır

Melikgazi Çarşısı’nda elma kebabının etrafında buluşan insanlar, belki de o gün yalnızca farklı bir lezzeti tattılar.

Ancak ben o sofrada çok daha fazlasını gördüm.

Toprağın bereketini, çiftçinin alın terini, üretimin değerini, gastronominin birleştirici gücünü ve yerel kalkınmanın önemini gördüm.

Çünkü bir elma, yalnızca bir meyve değildir. Onu yetiştiren üreticinin bir yıllık emeği, toprağın bize sunduğu nimet ve bir şehrin ekonomik potansiyelidir.

Kayseri’nin geleceğini konuşurken sanayimizi, ticaretimizi ve ihracatımızı elbette konuşacağız. Ancak tarlalarımızı, üreticilerimizi, yerel ürünlerimizi ve mutfak kültürümüzü de aynı heyecanla konuşmalıyız.

Ben inanıyorum ki toprağının kıymetini bilen, üreticisinin emeğini koruyan, yerel değerlerini markaya dönüştüren şehirler gelecekte çok daha güçlü olacaktır.

Çünkü kalkınma toprağın bereketiyle başlar, üreticinin emeğiyle büyür, girişimcinin vizyonuyla değer kazanır ve gelecek nesillere bırakılan mirasla anlam bulur.

Kayseri’mizin toprağına, üreticisine, esnafına, emeğine ve değerlerine sahip çıkan herkese gönülden teşekkür ediyorum.

Bir elmanın hikâyesinden koca bir şehrin kalkınma vizyonunu okuyabilmek dileğiyle…

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?