
Türkiye’nin kronik sorunu enflasyon ve vatandaşın bütçesini en çok etkileyen ise gıda fiyatları… Her iki sorun arasından ise doğrudan bir ilişki var… Vatandaşın karnı doymadığı, mutfak dolabı dolmadığı bir süreçte enflasyonun düşük olmasını beklemek de mümkün değil. Yaşadığımız bu büyük sıkıntıyla ilgili aklımıza gelenleri Türkiye’nin önemli bir market zinciri Happy Center CEO’su ve İTO Perakende Ticaret Meslek Komitesi Başkanı Yavuz Altun’a sorduk, İTO şapkası altında yanıtladı.
Konu üzerine bir dilimizde iki de İngilizce kitabı olan ve son dönemde sektör üzerine yurt dışında bir çok sunumda bulunan Altun kısa ve net cevaplarla soruna ışık tutt.
“GIDA FİYATI ARTTIĞINDA VATANDAŞIN ALIM GÜCÜ DÜŞER, ÜCRET BASKISI ARTAR, İŞLETMELERİN MALİYETLERİ YÜKSELİR VE GENEL ENFLASYON BEKLENTİSİ BOZULUR”
- Sayın Altun, İstanbul Ticaret Odası (İTO), her ay İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi açıklıyor. Siz bu önemli Oda’nın Perakende Ticaret Meslek Komitesi Başkanı olarak gıda enflasyonunun genel ekonomi üzerindeki etkisini nasıl açıklarsınız?
- Gıda enflasyonu yalnızca mutfak meselesi değildir; ekonominin tamamını etkileyen stratejik bir konudur.
Çünkü gıda, hane halkı harcamalarında en temel kalemdir. Gıda fiyatı arttığında vatandaşın alım gücü düşer, ücret baskısı artar, işletmelerin maliyetleri yükselir ve genel enflasyon beklentisi bozulur. İTO’nun her ay açıkladığı İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi bu nedenle çok önemli bir göstergedir. İstanbul, Türkiye tüketiminin ve perakende hareketliliğinin merkezlerinden biridir. Buradaki fiyat hareketleri bize sadece bugünü değil, ekonomideki eğilimi de gösterir.
“BAZEN BELGE EKSİKLİĞİ, AMBALAJ STANDARDI, ETİKETLEME, KALINTI LİMİTİ FARKI VEYA ÜLKEYE ÖZEL MEVZUAT NEDENİYLE DE ÜRÜN GERİ DÖNEBİLİR”
- İhraç ürünleri ile ilgili “geri gönderildi”, “zehir çıktı” gibi haberlerle sık sık karşılaşılıyor. Bu yabancı pazarlara giremeyen ürünlerin iç pazarda satılması söz konusu olabilir mi?
- İhraçtan dönen ürünler konusunda kamuoyunda daha dikkatli bir dil kullanılmalı.
Her “geri gönderildi” haberi, ürünün zehirli olduğu anlamına gelmez. Bazen belge eksikliği, ambalaj standardı, etiketleme, kalıntı limiti farkı veya ülkeye özel mevzuat nedeniyle ürün geri dönebilir. Ancak insan sağlığını tehdit eden bir durum varsa, bu ürünlerin iç piyasaya girmesi zaten mümkün olmamalıdır. Burada Tarım Bakanlığı’nın denetimi, analizleri ve izlenebilirlik sistemi belirleyicidir. İç pazara ancak mevzuata uygun, güvenli ve denetimden geçmiş ürünler girebilir.
“GÜVEN YILLARCA İNŞA EDİLİR, BİR YANLIŞLA YIKILIR, BU NEDENLE FİRMALARIN SADECE MEVZUATA DEĞİL, ETİK ÜRETİM ANLAYIŞINA DA UYMASI GEREKİR”
- Tarım Bakanlığı çeşitli aralıklarla “tağşiş listesi” yayınlıyor. Bu markalar sonra da market raflarında yer alabiliyor mu ya da neleri yerine getirerek tekrar piyasada itibarını kazanabiliyor?
- Tağşiş listeleri tüketici güveni açısından çok önemli.
Bir markanın bu listede yer alması ciddi bir itibar kaybıdır. Ancak hukuki süreç, düzeltici faaliyetler, üretim standardının yenilenmesi, analiz raporları ve resmi uygunluk şartları yerine getirildiğinde firma tekrar piyasada yer alabilir. Fakat raflara dönmek başka, tüketicinin güvenini yeniden kazanmak başkadır. Güven yıllarca inşa edilir, bir yanlışla yıkılır. Bu nedenle firmaların sadece mevzuata değil, etik üretim anlayışına da uyması gerekir.
“PERAKENDE SEKTÖRÜ YÜKSEK CİROYLA ÇALIŞAN AMA NET KÂR MARJI OLDUKÇA DÜŞÜK BİR SEKTÖRDÜR”
- “Halde 20 lira markette 200 lira” gibi ortaya atılan haberler ne denli gerçeği yansıtıyor? Zincir marketler bu konuda hangi süreçleri yaşayarak son fiyata ulaşıyorlar, karlılık bunun hangi boyutunda?
- “Halde 20 lira, markette 200 lira” söylemi çoğu zaman gerçeği eksik anlatıyor.
Bir ürün haldeki fiyatından market rafına gelene kadar birçok maliyetten geçer: fire, lojistik, soğuk zincir, kira, personel, enerji, ambalaj, finansman maliyeti, vergi, iade, raf fireleri ve operasyon giderleri. Özellikle yaş sebze-meyvede fire oranı çok yüksektir. Elbette piyasada yanlış uygulamalar olabilir; bunlar denetlenmelidir. Ancak zincir marketlerin tamamını yüksek kârla suçlamak doğru değildir. Perakende sektörü yüksek ciroyla çalışan ama net kâr marjı oldukça düşük bir sektördür. Asıl mesele tarladan sofraya kadar olan zincirin tamamında verimliliği artırmaktır.
“ET VE SÜT ÜRÜNLERİNDE TEMEL MESELE YEM MALİYETİ, HAYVANCILIK ÖLÇEĞİ, ÜRETİCİ PLANLAMASI, SOĞUK ZİNCİR, LOJİSTİK VE ARZ SÜREKLİLİĞİDİR”
- Özellikle et ve süt ürünleri gibi temel ihtiyaç sayılabilecek gıdaların AB ülkelerine göre daha pahalı olmasının önlenebilmesi konusunda önerileriniz var mı?
- Et ve süt ürünlerinde fiyat sorunu sadece market rafında çözülmez.
Bu ürünlerde temel mesele yem maliyeti, hayvancılık ölçeği, üretici planlaması, soğuk zincir, lojistik ve arz sürekliliğidir. AB ülkelerinde birçok alanda üretici destekleri, kooperatifleşme, uzun vadeli tarım politikaları ve verimli tedarik zincirleri daha güçlüdür. Türkiye’de de çözüm; üreticiyi güçlendirmek, yem maliyetini düşürmek, planlı üretime geçmek, kooperatifleri profesyonelleştirmek ve lojistik kayıpları azaltmaktır. Market fiyatı son halkadır; çözümü ilk halkadan başlatmak gerekir.
“GÜNÜN SONUNDA SATILAMAYACAK ÜRÜNLERİN İNDİRİMLİ SATILMASI HEM TÜKETİCİYE FAYDA SAĞLAR HEM İSRAFI AZALTIR HEM DE MARKETİN FİRE MALİYETİNİ DÜŞÜRÜR”
- Dünyada birçok örneği olan “israfa karşı market” duruşu, bozulacak ve çürüyecek, ertesi güne satılamayacak ürünlerin market kapanış saati yaklaşırken ucuzlatılmış olarak satılma uygulaması genişletilemez mi?
- İsrafa karşı market modeli Türkiye’de de daha fazla yaygınlaşabilir.
Günün sonunda satılamayacak ürünlerin indirimli satılması hem tüketiciye fayda sağlar hem israfı azaltır hem de marketin fire maliyetini düşürür. Ancak bunun hijyen, gıda güvenliği, etiketleme ve son tüketim tarihi kurallarına uygun yapılması gerekir. Özellikle unlu mamuller, meyve-sebze, hazır yemek ve kısa raf ömürlü ürünlerde bu model geliştirilebilir. Dijital uygulamalarla “son saat indirimi” modeli kurulabilir. Bu, hem sosyal fayda hem de ekonomik verimlilik açısından doğru bir yaklaşımdır.
Özetle; gıda enflasyonu yalnızca market fiyatı meselesi değildir.
Üretimden lojistiğe, denetimden tüketici bilincine, tarım politikasından perakende verimliliğine kadar bütün zincirin birlikte ele alınması gerekir. Perakende sektörü çözümün karşısında değil, doğru politikalarla çözümün önemli bir parçasıdır.
